Hastanede Cinayet – Sema Fener’den bir polisiye

Polisiye Roman Okurlarına Yeni Bir Öneri: “Hastanede Cinayet”

Sema Fener’in yeni romanı “Hastanede Cinayet”, Yitik Ülke Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Sema Fener, daha önce “İngilizceden Türkçeye Açıklamalı Sinema, Televizyon, Video Terimleri Sözlüğü”, “Sinemanın Özü Kısa Film” ve “Sinema Senaryoları Nasıl Yazılır?” adlı kitapları kaleme almıştı. Yazar, okurlarını bu kez polisiye ve psikolojik gerilim türünde bir eserle selamlıyor.

Sürükleyici yapısı ve akıcı diliyle merak uyandıran romanın kapak arkası yazısında okurlara şöyle sesleniliyor: “Kötülüğün eli kolu çok uzundur; inanç ve ülke tanımadan her yere ulaşır, gölge gibi süzülüp çoğalır. Her kılığa girip, her kimliğe bürünebilir. Tuhaf bir çekiciliği vardır onun, bir şekilde çeker insanı. Ne olduğunu anlamadan içine düşersiniz; ya av olursunuz ya da avcı. Kötülük tüm zamanlar boyunca örgütlü ve planlı olmuştur… Bazı insanlara doğuştan ekilen bir tohum gibidir o; bir gün tüm günahların üstünü örtecek bir tarlaya dönüşür bu tohum. Kötü, kötülüğün kefaretini mutlaka öder. Tıpkı hastanemizde olduğu gibi…”

Sema Fener’den bu sürükleyici polisiye-gerilim romanı polisiye edebiyat okurlarına önerilir.

Hastanede Cinayet

Hastanede Cinayet, Sema Fener, Yitik Ülke Yayınları, polisiye roman, 240 sf, 26 TL

Panasonic Kutu Kamera – BGH1, Minnak ama Marifetli

Panasonic Kutu Kamera

Panasonic Kutu Kamera – BGH1 Drone ve Çoklu Kamera aplikasyonlarında kullanılmak üzere üretilmiş bir kamera.
Panasonic firmasının GH serisi küçük kamera arayanların en fazla tercih ettikleri bir ürün serisidir.
Panasonic Kutu Kamera da bu serinin diğer kameraları gibi Micro 3/4 inch (MFT) boyutlu sensor (algılayıcı) ve objektif yuvasını (mount’u) kullanıyor. Bu boyuttaki algılayıcılar film kullananların alışkın olduğu Super 35mm görüntülerine en yakın görüntüler verebilen sensörler. MFT objektif yuvaları (mount’ları) PL ve EF mount camlara, doğal olarak MFT objektiflere kolaylıkla adapte olabildikleri için çok popülerler ve fiyatları makul düzeyde.

Panasonic Kutu Kamera – BGH1, bir yüzü objektif yuvası olan bir küp şeklinde bir kutu.

Diğer GH kameralarda olduğu gibi ele çok uyumlu ve kolay taşınabiliyor. Çok kompakt bir kamera. Böylece Drone ve Gimbal çalışmalarında olduğu gibi dar alanlara takılabiliyor. Bunun yanısıra elde ve omuzda taşınabiliyor.

BGH1 10-bit resolution’da (çözümlemede) 60fps (saniyede feet) çekimde maksimum cinema (4096) veya UHD (3820) 4K çözümlemesini verebiliyor.
HDMI üzerinden tam 4K 60fps, 10-bit resolution çıkış ve özel efektler için 3G SDI ayarlama ve video çıkışı verebiliyor.
Ethernet kablo ile güç, sinyali ve kontrol ayarlamaları yapabilmek mümkün.
Yeni “Panasonic LUMIX Tether” aplikasyonu sayesinde 12 adete kadar Panasonic Kutu Kamera – BGH1 ünitesini kontrol edebilmek mümkün.

13 Stop’luk Dinamik Alanı var.

Birçok still (Hareketsiz – Fotograf Makinesi) temelli kameraların, özellikle uzun video çekimlerinde, ısınması en büyük sorundu. Panasonic böyle uzun çekimlerde de kesintisiz kullanılmak üzere ısı problemi olmayan en küçük kamerayı yapmak istemiş. Bu amaçla dahili ısı dağıtım sisteminin yanısıra sistemi serin tutacak dahili bir fan da eklemiş.


En büyük eksiği ise bir monitörü olmaması. Bu kamera ile çalışmak isterseniz buna bir çözüm getirmeniz gerekebilir.


Son zamanlarda evden çalışarak film çekenlerin sayısının hayli arttığını düşünürsek “livestreaming – canlı akış” çalışmalarında kaliteli görüntüler verebilen Ethernet kablo arayazlü bir kameraya gereksinim duyulduğunda ideal ekipman olabillir.
Şu anda liste fiyatı: $1998.

Oyunculuk İşlevi Nedir?

Oyunculuk İşlevi


Oyunculuk Tiyatro oyunculuğu, Sinema oyunculuğu diye sınıflandırılamaz. Oyuncu, tiyatroda da sinemada da oyunculuk vasfını sürdürerek Oyunculuk İşlevi ’ni yerine getirmekle yükümlüdür.


Ama bu Oyunculuk İşlevi ’ni yerine getirirken Tiyatro ile sinema arasında çerçevesel farklar olduğunun da hatırlamak zorundadır.Tiyatro ve Sinema, anlatıları görsellik anlamında farklı çerçevesel boyutlarla aktarır izleyenlere.


Tiyatro sahne olarak geniş bir çerçevededir.Başka deyişle tiyatro sahnesinin çerçevesi geniştir. Oyuncu, Oyunculuk İşlevi ’ni yerine getirirken salonda bulunan izleyicilere oyununu onların görebileceği anlamda az da olsa fiziksel güç kullanarak sergiler. Bu biraz abartılı olabilir. Çünkü en arka sırada bulunan izleyicinin de sahneyi ve oyuncuyu görmesi gerekir. Oyuncu sesini de o oranda arttırarak kullanır.
Oyunculuk İşlevi’nde iki üç saatlik bir süre boyunca karakterini geliştirebilen tiyatro oyuncusunun aksine sinema oyuncusu bu devamlılıktan yoksundur. Kesintili bir şekilde gerçekleşen – ki bazen bu çekimler hikayenin sonundan başına veya karışık olarak gerçekleşebilir – çekimlere daha başlamadan karakterini geliştirmesi, olgunlaştırması gerekir.
Kamera en ufak bir jesti bile yakalayıp 20-30 kez büyüttüğü için oyuncuların daha az şaşalı, stilize ve doğal bir oyunculuk sergilemeleri gerekir.
Makyaj, ışık, soft çekim gibi tüm düzeltici uygulamalara rağmen perde oyunculara sahneden daha acımasız davranarak tüm kusurları ortaya çıkarır.


Bir oyuncu için sinemada duygularını yansıtmak tiyatro sahnesinden daha zor ve ince bir iştir. Tiyatroda abartılı jest ve mimikler kullanmak işi kolaylaştırırken sinema oyuncusu bunu çok daha az belirgin bir şekilde yapmalıdır.


Oyunuculuk İşlevi ’nde bu şartların getirdiği engellemeler yüzünden sesiz sinemanın bir çok yıldızı sesli sinemaya uyum gösterememiş ve birçok ünlü tiyatro starı da sinemaya geçiş sağlayamamıştır.


Ama Laurence Olivier, Glenn Close, Julie Andrews, Kevin Spacey, Matt Dillon gibi oyuncuların hem sinemada hem de tiyatroda çok başarılı olduklarını da unutmayalım.


Türk Sinemasının ilk sesli filmi 1931 yılında gerçekleştirilen “İSTANBUL SOKAKLARINDA” filmidir. Paris Stüdyolarında çekilmiştir.

Sinemamızın belirli bir döneminde bir çok önemli filmde gerek ana, gerekse yan karakter olarak tiyatro kökenli oyuncular yer almış ve onlar bu filmlere sanatsal ağırlıkları ile çok şey katmışlardır.
Örnek olarak; “KIRIK ÇANAKLAR”, 1961 – Alev Oraloğlu, Salih Tozan, “AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR”, 1964 – İzzet Günay, Yıldız Kenter, “ÜÇ TEKERLEKLİ BİSİKLET”, 1962 – Sezer Sezin. Daha birçok film ve oyuncusunu sayabiliriz.
Bu da demek oluyor ki, bir filmin oluşumunda oyuncunun önemi çok büyüktür. Oyuncu, filmin başarısının en önemli faktörleri arasındadır. Oyuncu da oyunculuğun önemini kavrayan ve büyük bir ciddiyetle Oyunculuk İşlevi ’ni uygulayan kişidir. Araştırmacı ve gözlemcidir. Yaşamdaki insanlar onun yansıtacağı karakterleri oluşturur.

Kamera Görüş Konumu Nedir? – Görsel Hikaye Anlatımındaki Önemi

Kamera Görüş Konumu

Sinema, yönetmenin anlatacaklarını, bir görüntü aygıtı ile senaryonun getirdiği çizgide çeşitli Kamera Görüş Konumları’nı kullanarak gerçekleştirmesi demektir. Yani o yönetmenin, oyuncu-teknik eleman işbirliği ile, görüntüsel çalışmasının ve yorumunun bir anlamı vardır. Bu da bir yerde o yönetmenin öznel ‘dilini’ oluşturur.

Nesnel Kamera Görüş Konumu;

Nesnel kamera kenar bakış açısından kayıt yapar.

Seyirci sahneyi görünmeyen bir gözlemcinin gözlerinden izler.

Görüntülenen insanlar kameradan habersizdirler ve asla kameraya bakmazlar.

Belirli bir sahne o sahne içinde yer alan herhangi bir kişinin bakış açısından sunulmadığı için kişisel değildir.

Sinema da en fazla kullanılan Kamera Görüş Konumları’ndan biridir.

Nesnel bakış açısında hikaye – edebiyattaki 3. tekil şahıs gibi – dışarıdan bir gözlemci tarafından aktarılır. Sinemada nesnel bakış açısına ‘herşeyi bilen bakış açısı’ (omniscient point of viem) da denir. Burada seyirciler karakterin bilincini aşar, olayları daha geniş bir perspektiften izlerler.


Örneğin; karakterin bilmediği ve farkında olmadığı şeyleri ve durumları görürler.


Örneğin; Alejandro González Iñárritu’nun ”The Revenant – Diriliş”, 2015 ve “Bird Man – Cahilliğin Umulmayan Erdemi”, 2014 filmlerinde el kamerası ile yapılan uzun ve kesintisiz çekimler bu tip bakış açısını kullanır.
Senaryolarda hikayeler bir ya da daha fazla karakterin gözünden anlatırken belli yerlerde nesnel bakış açısı kullanılarak seyirciye büyük resim gösterilir. Aksiyon ve gerilim filmlerinde ana karakterin peşinden gelen adamları, uzay gemilerini ya da yaratıkları görürüz.

Filmlerde bakış açısı önemli bir konudur. Senarist de hangi bakış açısını ne zaman kullanacağına karar vermelidir. Seyirciler filmi izlerken bunların bilinçli olarak farkında değillerdir, ama senaristin bu konuda bilinçli davranmasını gerekir.


Öznel Kamera Görüş Konumu:

Öznel kamera sahneyi kişisel bir bakış açısından filme alır.

İzleyici ya film içindeki belirli bir kişi ile özdeşleşerek olayları onun gözünden izler ya da olaylara kendi başına etkin bir katılımcı olur.

Örneğin; kamera hız yapan bir otomobilin içine, düşen bir uçağın pilot kabinine, freni tutmayan bir trene yerleştirilerek seyircinin olaya dahil edilmesi ile izleyicinin heyecanı doruk noktasına çıkarılabilir. Böylece kamera filmi izleyen kişinin gözleri gibi davranarak dramatik etki büyük ölçüde arttırılır.

Filmlerde öznel bakış açısı (first person point of view – kahramanın görüş noktası), olaylara bir karakterin bulunduğu taraftan bakmak anlamına gelir.


Hemen hemen her sahnede olan karakteri takip eder, o ne yaşıyorsa biz de onu görürüz.

Böylelikle bir çocuğun, bir askerin, ya da bir fahişenin hayata bakışını ve duygularını anlar, onların deneyimlerine ortak oluruz.
“American Psycho”, 2000 de takıntılı bir işadamının giderek bir psikopata dönüşmesini izler, başından geçenlere onun bakış açısından tanık oluruz. Taxi Driver” ,1976 da yalnız bir taksi şoförünün yaşadığı dramatik olayları ve şehri onun gözünden takip ederiz.


Öznel bakış açısı bize karakterin bilinç durumunu yansıtır. Karakter paranoyak biriyse, filmdeki herşey paranoyakça gözükür. Kısaca dünyaya onun gözleriyle bakarız.
Öznel bakış açısı film içinde bir karakterden diğerine geçebilir. Böylece hikayeyi daha iyi anlar, olaylara farklı yönlerinden bakarız.
Örneğin;” Go”, 1999 filminde bir yılbaşında yaşanan olaylar üç bölümde anlatılır. Her bölümde farklı karakterlerin kendi yaşadıkları gösterilir.”Magnolia”, 1999 ve “Babel”, 2006 gibi filmlerde de bakış açılarının bu şekilde değiştirildiğini görüyoruz.

Nesnel bir kamera çekiminden birdenbire öznel kamera çekimine geçilirse seyircinin ilgisi de artar.

Örneğin; sahnede bir karakter belirdiğinde sahnenin nesnel kamera çekiminden bu kişinin gözlerinden yapılan öznel çekime geçildiğinde seyirci bu kişinin yerine geçerek artık onun gördüklerini görür ve aynı duyguları yaşar.

Bir bina, duvarda asılı bir tablo, bir odayı süsleyen mobilyalar gibi nesnelere bakan bir kameranın ardından bir karakterin yakın çekimi gelirse izleyici kendi gördüğü şeylerin oyuncunun gördüğü şeyler olduğunu düşünecektir.

Bir sahnedeki diğer oyuncular doğrudan kamera merceğine baktığında izleyici kendini kahramanın yerine koyarak tüm bu bakışların odak noktasında olacaktır

Öznel oyuncu nesnel bir çekim ile sunulduğunda ve kamera bu oyuncunun yerini aldığında seyircinin her şeyi onun gördüğü gibi görmesi gerekir.

Oyuncu her hareket ettiğinde kamera da benzer şekilde hareket etmelidir.

Örneğin oyuncu (kamera) bir odaya girebilir, biri ile konuşabilir, telefona bakabilir veya odadan çıkabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta o sahnedeki diğer oyuncuların herhangi bir aksiyon anında o oyuncuya bakarken kameraya bakmaları gerektiğidir.

Öznel kamera tekniği çok uzatılırsa – ana karakterin suratının görünmesini engellediği ve diğer oyuncuların konuşma ve eylemlerine verdiği tepkiyi göstermediği için – seyirci üzerinde sıkıcı bir etki yaratabilir.

Öznel kameranın dramatik filmlerde en başarılı kullanımı geriye dönüşler veya özel efektler tarzında nesnel çekimlerin arasına yerleştirilen çekimlerdir. Zira bu durumda izleyen kişi en yoğun kişisel ilişkiyi oluşturacak şekilde kendisini oyuncunun yerine koyar veya kameranın merceğini kendi gözü olarak görür.

Görüş Noktası Kamera Görüş Konumu:

Görüş noktası kamera açısında sahne belirli bir oyuncunun bakış açısından görüntülenir.

Bu kamera açısı öznel ve nesnel kamera açıları arasında bir konuma sahiptir.

Öznel çekimde kamera perdedeki oyuncunun yerini alırken, bu çekimde izleyici olayları belirli bir oyuncunun gözünden görmez sanki o oyuncunun yanında durup olaylara bakıyormuş gibi olur.

İki kişi karşılıklı konuşurken omuz üzerinden yapılan çekimlerde hem bu iki karakter arasındaki ilişki vurgulanır, hem de seyirci karakterlerin yanına taşınır.

Böylece izleyicinin olaya daha fazla katılımı sağlandığı gibi, seyircinin gözlediği karakter üzerinde de bir vurgu yapılmış ve o karakter daha üstün bir konuma taşınmış olur.

Görüş noktası çekimleri aynı zamanda bir nesnel kamera uygulaması olduğu için diğer oyuncular objektife baktığında izleyici irkilmez.

Bir öncesinde perde dışına bakan bir karakterin çekimi yer alan her çekim bir görüş noktası çekimi haline gelerek bu oyuncunun bakış açısından verilmiş olarak kabul edilebilir.

Televizyon Oyunculuğu – Sinema Oyunculuğundan Farkları

Televizyon Oyunculuğu

Bir televizyon stüdyosunda yer alan birden fazla sayıdaki kamera arasında çalışan kameraya oynamanız gerekir. Beyaz perdede çalışmaya alışmış oyuncular için bu karışık bir durum olabilir; oyuncu hangi kameraya bakması gerektiği konusunda hata yapabilir. Ama bunun da kolay bir çözümü vardır; her kameranın tepesinde bir ışık yer alır. Kamera markasına bağlı olarak bu ışığın rengi kırmızı, yeşil, beyaz veya sarı olabilir. Kamera sette kayıt yapmak için çalışmaya başladığı anda bu ışık yanar ve televizyon oyuncusu o kameraya bakar.


Televizyon Oyuncusu ve Ses


Kamera önünde rol yapan her oyuncu günün birinde lav mikrofonlarıyla çalışmak zorunda kalır. Bu mikrofon tipini “talkshow” sunucularının yakasına iliştirerek kullandığına sıklıkla rastlarız.
Eğer böyle bir mikrofonla çalışmak zorunda kalırsanız temiz bir ses elde edecek şekilde taşımaya dikkat edin; takım elbise yakalarının uzun kısmına, gömlek giyildiğinde ise mikrofon kafasının ucunun yukarı gömlek yakasından dışarı çıkıp ses toplayabilecek şekilde takılması gerekir.


Televizyon Oyunculuğu ve reklam çekimi


Bir Televizyon reklamı çekiminde yapımın amacının bir ürünü satmak olduğunu hatırlamanız gerekir. Böyle bir yapımda canlandırdığınız karakterden ziyade ürüne odaklanmanız ve onu “star” olarak betimlemeniz işin püf noktasıdır.Diyaloglarınızı okurken ürünü veya sunulan servisi vurgulamanız önemlidir.Her reklam bir yerde bilinç altına verilen mesajları taşır. Bu yüzden abartmak da o kadar istenmeyen bir durumdur.


Televizyon Oyunculuğu ve Sıtcom


Bir sitcom da oynamak gerçekten yetenek gerektirir. Komedi tarzına benzemesine rağmen sitcom anlık kahkahalara dayandığı için hız yüksektir. Sitcomda oynamak isteyen oyuncuların komedilerde rol alması ve bol bol sitcom izlemesi tavsiye edilir.


Televizyon Oyunculuğu ve Çerçeve


Bir televizyon oyuncusunun bilmesi gereken önemli kelimelerden biri olan “çerçeve” kamera objektifinin gördüğü alanı işaret eder. Kamera çerçeveleri yakın plan (kafa), orta çekim (kafa ve omuzlar), uzak çekim (tam vücut) çekimlerini kapsar.
Sitcom çekimlerinde genellikle uzak çekimler (tüm grup) ve orta çekim (2-3 kişi) kullanılır. Özellikle bir karakterin analizi üzerinde yoğunlaşacak çekimlerde ise yakın plan kulanılır.
Sinema tarihçileri oyuncuların sinemaya uygun düşecek şekilde eğitilmelerine ilk kez kalkışan kişinin ünlü yönetmen-yapımcı D. W. Griffith olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır. Griffith abartılmış jest ve mimiklerle karakterlerin canlandırıldığı teatral oyun tarzının sinema uygun olmadığına ve hatta komik düştüğüne karar vererek kendi oyuncularını kendi düzenlediği kurslara katılmalarını sağladı. Prova ve egzersizlerle haftalar süren bu kurslar vasıtasıyla oyuncuların bilgi ve yeteneklerini sinemaya uyum sağlayacak şekilde değiştirdi.

Antik Çağda Tiyatro

Antik Çağda Tiyatro
Tiyatro ilk kez IÖ 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden ayrışarak bir sanat türü haline geldi.

Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, neşe, şarap, bereket ve doğa tanrısı Dionysos’u kutsamak için yapılan “Bacchanalia” şenliklerinde bir koronun söylediği “dithyrambos” şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanarak anlatımını dillendiriyordu.

Daha sonra, oyuncu ve oyun yazarı Thespis, koronun karşısına, farklı maskeler takarak farklı kişileri temsil eden bir oyuncu koydu. Böylece konu çeşitliliğine ulaşıldı.

Komedya ise İÖ 486’dan itibaren Atina’da Lenia kış şenliğinde yapılan yarışmalarda yaygın bir şekilde temsil edilen bir etkinlikti.

İÖ 6. yüzyıldan sonra Yunan egemen sınıfları arasında gözden düşen komedya, soytarılık, hokkabazlık gibi öğelerle birleşerek köylülerin ve yoksul halkın yaşamında önemini koruyan bahar ayinlerinde, özelikle konuşma diline yakın bir dil kullanarak, yaygınlığını devam ettirdi.

Antik Çağda Tiyatro’ nun oyunları arasında ortalama 10 bin ile 20 bin seyircinin aynı anda izleyebildiği eski Yunan oyunları, oyunlarında dekor kullanan ilk tiyatro yazarı olan Sophokles’in trajedileriyle teknik anlamda bir çok kazanımlar elde etmiştir.

Aiskhylos, Sophokles ve Euripides konularını mitolojiden alan oyunlar yazarken, Aristophanes, oyunlarında dönemin siyaset adamlarının ve düşünürlerinin yanlış tutumlarını alaya almıştır.

Antik Çağda Tiyatro: Roma Tiyatrosu

Estetik açıdan fazla başarılı olamayan, canlı bir oyun (yöresel Carmina Fescennina oyunları) geleneği olan Roma toplumu Antik Çağda Tiyatro’ya özgün bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosunu taklit etmeyi yeğlemiştir.

Antik çağda tiyatronun ilk Romalı oyun yazarı olan Naevius, “Fabula Palliata” adı verilen türün de kurucusudur.

İÖ 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius,
Yunan Yeni Komedyası’nı, Roma toplumuna uyarlamışlardır. Ama Roma’da tiyatroya gidenler, nüfusun sınırlı bir kesimini oluşturuyordu.

Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser, Horatius’un “Ars Poetika” sıdır. Bu eserde, tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni hakkında önemli açıklamalar yapılmıştır.

Antik Çağda Tiyatro öğeleri arasındaki Roma tiyatrosunun iki büyük komedya yazarı Plautus ve Terentius, Atina Yeni Komedyasından aldıkları konuları Romalının günlük yaşantısına, aile ilişkilerine uyarlamışlardır.

Sinema Nedir? Sürekli Sorulan Bir Soru…

Sinema

Sinema Sanatının (Moving Images = Hareketli Görüntüler) yaklaşık 100 yıl öncesine giden icadından beri “Sinema bir teknolojik gelişme mi, bulgularını geniş kitlelere ulaştıran bir kitle iletişim aracı mı, sanat mı veya endüstri mi, yoksa hepsi birden mi ?” sorusu sürekli sorula gelmiştir.

Sinemaya “Çağın Sanatı” veya “7. Sanat” dendiğine sıklıkla rastlıyoruz.

“Her çağda öncelikli bir sanat biçimi bulunur. Sinema ise 20. Yüzyılın sanatıdır” (Andre Bazin:1966).

“Yedinci sanat kendisine gönül verenler için tüm sanatların modern, güçlü bir birleşimidir. Mimari ve müzik, bütünleyici olan resim, heykel, edebiyat ve oyunla birlikte, yüzyılların estetik düşününün altı ritimli korosunu oluşturmuştur.” (Ricciotto Canudo:1921. A. Dorsay:1990).

“Herkes resimlere güvenmez ama fotoğraflara inanır” Ansel Adams


Sinemanın sanat yönünü ele aldığımızda; nasıl bir sanat olduğu ve diğer sanat dalları ile olan ilişkileri ve hangi sanatların bir sentezi olduğu soruları da aklımızı kurcalar. Fotoğraf ve sinemanın sosyolojik perspektifine bakarsak bunun bir önceki yüzyılın ortalarında modern resim alanında ortaya çıkan ruhsal ve teknik krizin bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
Andre Malraux sinemayı plastik gerçekliğin ileri evrimi olarak tanımlamıştır.
Ressam ne kadar yetenekli olursa olsun yaptığı iş belli bir sınırın ötesine geçememektedir. Resim görüntü olmaya zorlanmış ve bu görüntüler sanat haline getirilmiştir fakat insan eli söz konusu olduğu için görüntü üzerinde bozulmalara yol açmıştır. On dokuzuncu yüzyıl bu krizin gerçek kaynağını görebilmiş ve bunun mitsel kaynağı Picasso olmuştur. Picasso’nun ardından “temsili kompleks”ten kurtulan çağdaş ressam fotoğrafın veremeyeceği kavramları resmetmeye başlamıştır.

“Fotoğrafın gücü nesneleri ve doğayı olduğu gibi gösterebilmesinde yatar. Fotoğrafik görüntü nesnenin kendisidir.” Andre Bazin.

Ressam renklerden, besteci notalardan, yazar sözcüklerden yararlanarak yapıtlarını ortaya koyarken, sinema sanatçısının gücü tüm bu disiplinleri birlikte kullanabilmesinde yatar.

Sinema görüntüleri bir dil oluşturacak şekilde anlamlı bir biçimde birbirine ekleyerek izleyiciye bir şey anlatmaya, bir kavramı açıklamaya, bir düşünce veya iletiyi ulaştırmayı amaçlar. Filmdeki her görüntü tek başına bir anlam taşıyabileceği gibi kendinden önce veya sonra gelen görüntülerle birlikte çok değişik anlamlara kavuşabilir.

“Sinemanın gücü gerçekliğidir. Bununla eşyayı anlatmaz, gösterir demek istiyorum.” Jean Cocteau.

“Benim yapmaya çalıştığım, insanların görmesini sağlamak” David W. Griffith.

Günümüzün çok gelişen sinema teknolojisi, büyük şirketlerin olağan üstü parasal gücü’nün de katkısıyla sinemayı neredeyse dünyanın 5. ekonomik gücü haline getirmiştir.

Tim Burton – Günümüz Andy Warhol’ü

Tim Burton

Yönetmen, yapımcı, senarist ve bazen de oyuncu şapkalarını takabilen Timoyhy W. Burton 25 Ağustos 1958 de Burbank. California’ da dünyaya geldi. “California Institute of Art, Animation Department” dan 1980 de mezun oldu.

2001 yılında çevrilen “Planet of Apes = Maymunlar Cehennemi” filminde tanıştığı Helena Bonham Carter’dan 2003 yılında oğlu Billy Raymond Burton dünyaya gelir. Fakat bu sırada “Ed Wood” filminde vampira (dişi vampir) rolünü oynayan Lisa Marie ile 1992 da başlayan ilişkisi de devam etmektedir.  

Okulu bitirdikten sonra Disney Stüdyolarında çalışmaya başlayan Burton bu dönemde, 1920’lerin Alman ekspresyonizminden etkilenir. 

Bunun yanısıra 1930’ların Gotik korku filmlerinden aldığı esini ünlü yapımcı Roger Corman’ın sinemaya aktardığı Edgar Allen Poe hikayeleriyle de birleştirir. Bu filmlerin değişmez oyuncusu aktör Vincent Price ise Burton’un diğer bir esin kaynağıdır. Günümüze kadar taşıdığı Burton tarzı böylece oluşur…

Tim Burton’un 1982 yılında çektiği ilk filmi olan ve işkence gören bir çocuğun ikili hayatını anlatan 60 dakikalık “Vincent” animasyon filminde de bu etkiyi görebiliriz. Kendini “Vincent Price” sanan “Vincent” gotik tarzda yarattığı masal dünyasında yaşayarak normal yaşamından kaçmaya çalışmaktadır.

1984 de yaptığı bir Frankeştayn hikayesi olan ve ölen köpeğini araba aküsü kullanarak hayata döndürmeye çalışan genç Victor Frankenstein’ı anlatan 29 dakikalık yarı-gerçek hareketli, yarı-anime film “Frankenweenie” Disney Stüdyoları tarafından pek kabul görmeyerek sadece video’su yapılır.

1988 yılında Michael Keaton, Wynona Ryder ile ilk işbirliği olan “Beetlejuice” filmi ile ilk çıkışını yapar. Ve 1989 da kendi prodüksiyon firması olan ‘Tim Burton Poductions’ı kurar.

Bunun ardından Tim Burton’a asıl ününü kazandıran “Batman – Yarasa Adam” filmi gelir.

Filmde sivri uçlu binaların uzun gölgeleri düşen, çarpıtılmış bir perspektifle yaratılmış Burton tarzı büyülü “Gotham” şehrinde “Batman” Michael Keaton’un , “Joker” Jack Nicholson’un  ve “Vicy Vale” Kim Bassinger’ın maceralarını izleriz.

Serinin ikinci filmi “Batman Returns – Batman Dönüyor” (1992) daha karanlık ve daha Tim Burton tarzıdır. Fakat ilkinden daha fazla gişe hasılatı yapmasına rağmen harcanan para o kadar fazladır ki kazanç eksi hanelerde kalır. Burton serinin 3. filmi “Batman Forever” ı (1995) Joel Schumacher’a devretmek zorunda kalır.

Tim Burton’un en sevdiği filmi ise 1990 yılında çektiği “Edward Scissorshands – Makas Eller” filmidir. Hayranı olduğu yapımcı Roger Corman’ın diğer bir filmi olan “Suburbia” nın  etkisinde kalarak yüksek kontrastlı kendi gotik tarzının aksine, pastel tarzda görüntüler kullanmıştır. Johnny Deep ve Wynona Ryder’ın başrollerde oynadığı filmin ana karakteri, sevdiği kadına dokunamayan makas elli “Edward”, Burton’un büyülü masal dünyasının duygusal bir ürünüdür.

1994 yılında Johhny Deep ile ikinci uzun metraj filmi olan “Ed Wood” gelir.

Burton bu filmi siyah-beyaz çekmek istediği için Columbia Pictures ile anlaşamaz ve yapımcı olarak Touchstones Pictures devreye girer. Film Burton’un fantastik olmayan gerçek bir hikayeyi anlattığı ilk filmidir. Yılların aktörü Martin Landau’ya “Bela Lugosi” rolü ile en iyi erkek yardımcı oyuncu dalında Oskar kazandırmasına rağmen gişede hezimete uğrar.

1996 da Annette Bening, Glenn Close, Michael J. Fox, Jack Nicholson gibi zengin bir kast’la çekilen yüksek bütçeli görsel efekt filmi “ Mars Attacks! – Çılgın Marslılar”  Tim Burton’un kendi tarzı olmasına rağmen yine iyi bir gişe hasılatı sağlayamaz.

2001 yılında çekilen Mark Wahlberg’li “Planet of Apes – Maymunlar Gezegeni”, 2003 de yönettiği Albert Finney ve Ewan McGregor’lu “Big Fish – Büyük Balık” ile de eski başarılarını yakalayamaz.

2005 yılında kıdemli oyuncusu Johhny Deep (şeker üreticisi Willie Wonka rolünde)  ile birlikte  “Charlie & the Chocolate Factory- Charlie’nin Çikolata Fabrikası” nı çeker. Yine aynı yıl Johnny Deep ve Helena Bonham Carter tarafından seslendirilen anime- uzun metraj “Corpse Bride – Ölü Gelin” filmini gerçekleştirir.

2010 yılında sanatsal yeteneğini konuşturarak bir yağlı boya tablo gibi hazırlanmış mekan tasarımlarında görüntülenen “Alice in Wonderland – Alice Harikalar Diyarında; Aynanın İçinden” filmi gelir. 2012 “Dark Shadows – Karanlık Gölgeler”, 2014 “Big Eyes – Büyük Gözler”, 2016 “Miss Peregrine’s Home for Peculiar Childrenve nihayet 2019 yılında uçan fil “Dumbo” Burton’un son filmleridir.

 Şu andaki yeni projesi ise çalışmalarına başlanan “Beter Böcek 2” filmidir.

 

RSS
Follow by Email