Cahide Sonku…Bir Yıldızın Doğuşu, Yükselişi ve Yalnızlığı
İstanbul 1930’ların başı…
Yağmurlu Beyoğlu sokaklarında tramvayların sesi yankılanırken genç bir kız bir kapının önünde duruyordu. Elinde küçük bir çanta, ruhunda hayal umut ve de biraz korku; Adı Cahide olan bu kız henüz 16 yaşındaydı. Kapının üstünde yazan isim de taşıması zor bir isimdi; Darülbedayi
Genç kız derin bir nefes aldı, “Bir gün herkes beni tanıyacak,” diye fısıldadı kendi kendine ve gururla kapıdan içeri girdi. Sahnenin tozlu kokusu, ağır kadife perdeler ve göz alıcı sahne ışıkları…Bir an duraklayan Cahide sahnenin ortasına yürüdü etrafına bakındı, salonda seyirci yoktu. O an hayatını belirleyecek andı. Seyirci yoktu ama o yine de oynadı. Çünkü sahne, onun kaderiydi…
Cahide Sonku, doğum adıyla Cahide Serap, o dönem Osmanlı toprağı olan Sana’da doğdu. Babası bir Osmanlı subayı Yüzbaşı Necati Bey, dedesi Çorapsız İbrahim Paşa ise Osmanlı Ordusunda 7. Ordu Komutanı’ydı. Aynı yıllarda babası dedesinin emrindeydi. Dünya Savaşı’nın başlaması ve Yemen’in Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmasının ardından aile Sana’dan ayrılarak İstanbul’a geldi. Babası Necati Bey bir süre sonra ailesini terk etti ve annesi Necati Bey’den boşandı. İlk ve ortaokulu Fatih’te tamamladı. Sultan Selim’ deki Cumhuriyet Kız Ortaokulundan mezun oldu.
Bir Yıldızın Doğuşu
Muhsin Ertuğrul’un keşfiyle Darülbedayi’de “Yedi Köyün Zeynebi” ile oyunculuğa başladı. 1933’te “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya adım attı. Yıllar geçti. Cahide artık sadece tiyatro oyuncusu değildi. Bu güzel, keskin bakışlı kadının adı İstanbul’un sinema salonlarında konuşuluyordu. Gazeteler onun fotoğraflarını basıyordu. Sinema dünyası yeni bir yıldız bulmuştu. Filmler ardı ardına gelmeye başladı. Seyirciler perdede onun görüntüsünü görmek için sabırsızlanıyordu.
Bir akşam galada bir gazeteci ona sordu: “Şöhret sizi korkutmuyor mu?” Cahide hafifçe gülümsedi. “Şöhret değil,” dedi. “Unutulmak korkutur.” Salon alkışlarla doldu…
O artık Türk sinemasının en ünlü kadın yıldızlarından biriydi.

Kariyerinin tescillediği o yıllarda Parseh Gevrekyan adında Gayri Müslüm genç bir iş insanı ile tanıştı ve aşk yaşamaya başladılar. Gevrekyan, sinema ile özdeşleşen Cahide Sonku’nun hayranlarından biriydi. Ancak Müslüman bir kadının, hele Cahide kadar ünlü bir kadının, gayrimüslim biriyle beraberliği hoş karşılanmadığından aşklarını gizli yaşadılar. Ama Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Cahide’yi aralıklarla ifade vermeye çağırıyordu. Akabinde başlayan 2. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’de “Varlık Vergisi” Kanunu çıktı. Hükûmet vergilerin yüzde 87’sini gayrimüslimlerden tahsil etmeye karar verdi. Parseh Gevrekyan’ın taşınmaz mallarına el konuldu ve Aşkale’deki çalışma kampına gönderildi. Cahide, çevresi ve adli kurumlardaki kişilerin baskısı sonucu Gevrekyan’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Cahide Soku o dönemlerde Türk sinemasının en ünlü kadın yıldızlarından biriydi.
Ama Cahide için bu yeterli değildi… 1950’lerin başında bir gün film setinde yönetmeni izlerken içinden kendine sordu; “Neden sadece oynuyorum?”“Neden kararları hep başkaları veriyor?” O gece çok cesur bir karar aldı; Kendi film şirketini kuracaktı. Böylece doğdu ‘Sonku Film’. “Fedakâr Ana” filmiyle ilk kez yönetmenliği denedi.


Bu, o dönem için neredeyse imkânsız bir şeydi. Bir kadın…Film yapımcısı… Patron…
Ama Cahide korkmadı. Filmler çekildi. Setler kuruldu. Kameralar çalıştı. Bir süre için her şey yolunda gitti…
Fakat sinema acımasızdır; Bir film başarısız oldu ardından diğerleri, sonra bir diğeri.
Sinema acımasız olduğu kadar da pahalı bir sanattır.
Borçlar büyüdü. Işıklar yavaş yavaş sönmeye başladı. Ve karanlık bastı… 1963 yılında çıkan bir yangın son noktayı koydu. Kurmuş olduğu Sonku Film şirketinin binasının yanması üzerine iflas etti.
Karanlık
Şöhret garip bir şeydir. Bir gün herkes seni alkışlar. Ertesi gün kimse telefonunu açmaz. Cahide artık eskisi kadar çağrılmıyordu. Yeni yüzler gelmişti. Yeni yıldızlar. Bir zamanlar gazetelerin kapaklarında olan fotoğrafları şimdi eski dergilerin sararmış sayfalarında kalmıştı.
Beyoğlu’nda küçük bir masada tek başına otururken aynaya baktı. Yüzünde hâlâ o eski ihtişamın gölgesi vardı. Ama gözlerinde yorgunluk. Garson sessizce bir kadeh daha bıraktı masaya. Cahide camdan dışarı baktı. Yağmur yine yağıyordu. Yıllar önce tiyatro kapısında duran o genç kız aklına geldi. “Bir gün herkes beni tanıyacak”. Evet, tanımışlardı. Ama hiç kimse sonsuza kadar alkışlamıyordu.
Cahide’nin özel hayatı da bir türlü yolunda gitmemişti.
Oyuncu Talat Artemel ile evlenip ayrıldı. Daha sonra, 1943 yılında «Tütün Kralı» lakabıyla bilinen iş insanı İhsan Doruk ile evlendi ve bir süre sonra bu eşinden de ayrıldı. Daha sonra İhsan Doruk ile yeniden evlenen Cahide’nin bu evlilikten Ender adında bir kız çocuğu oldu.

Tüm bu acı olaylar onu en sonunda alkol bağımlısı bir kadın yaptı.
Son Perde
1981 yılında İstanbul’da bir sonbahar günü…
Şehir kalabalık, sokaklar gürültülüydü. Alkazar Sineması ise sessiz. Çünkü bir dönemin en parlak yıldızlarından biri yaşama veda ediyordu; Cahide 61 yaşındaydı.
Muhsin Ertuğrul Şehir Tiyatrosu’nun sahnesinde mütevazi bir tören. Ardından Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilen bir beden.
Adı artık afişlerde değildi ama sinema tarihinin sayfalarında hâlâ parlıyordu ve parlayacaktı…Çünkü bazı insanlar sadece oyuncu değildir. Onlar bir dönemin ruhudur. Ve kameralar kapansa bile hikâyeleri yaşamaya devam eder. Cahide Sonku’nun hikâyesi de böyledir. Bir yıldızın doğuşu…
Bir kadının erkeklerin hüküm sürdüğü bir ortamda tüm kadınlara örnek olabilecek mücadelesi…
Ve ışıkların ardındaki gelen yalnızlık ve ölüm…















Splendor In The Grass – Aşk Bahçesi





