Diyalog, Senaryolardaki Önemi

posted in: Senaryo | 0

Diyalog, Senaryolardaki Önemi

Hepimiz açık bir şekilde aynı dili konuşuyor olsak da her birimiz aslında bu dili farklı şekilde kullanırız.

Konuşmanın bazı karakteristik özellikleri bireylere özeldir. Ama diğerleri köken, sınıfı, eğitim ve meslek gibi faktörlerin sonucudur. Bir bireyin konuşma kalıpları bir ölçüde bu ögelerin her birine ihanet ederken bazı kişisel nitelikler de kazanacaktır.

Çoğumuz erkekler ve kadınlar arasındaki konuşma tarzı farklılıklarının farkındayızdır.

Bu karşıtlık çevremizdeki insanlar tamamen erkek ya da tamamen kadın olduklarında daha da keskinleşmektedir.

Her birimiz dili duruma göre değişim gösteren radikal biçimde farklı yollarla kullanırız. Kelime dağarcığı cümle kalıpları yani aslında konuşmamızın her ögesi içerisinde konuştuğumuz ortama ağır bir biçimde bağlı olarak değişiklik gösterir.

Aynı kişinin bir iş toplantısında, bir futbol maçında, sevgilisiyle yalnızken bir çocuğun doğum günü partisinde ya da yakın bir arkadaşla gecenin geç saatinde içki içerken oldukça farklı biçimlerde konuşacağı aşikardır.

Hepimiz geniş bir konuşma biçimleri çerçevesine sahibiz. Birisiyle konuşmaya her başladığımızda kişisel bir gündemimiz olur. Bu konuşmadan ne istediğimize dair bir tür fikirdir. Belirli bir şeyle iletişim kurmak isteyebilir ya da bir şey bulmaya çalışabiliriz. Gündemde sadece bir öge bulunabilir ve bu da göreceli olarak abes bile olabilir.

Örnek vermek gerekirse, kocasına çocuğun okulundan bahsetmek isteyen kadının tek bir ögesi vardır.

Bir başka durumdaysa gündem birden fazla öge içerebilir. Hiçbiri de fuzuli olmayabilir.

Uzun bir ayrılıktan sonra sevgilisiyle buluşan bir adam şunları içeren bir gündeme sahip olabilir. Onu ne kadar özlediğini söyleyebilir. Ama ayrı kalmak zorunda olduğunu da belirtebilir ve bu ayrı kalmanın zorunlulukların neler olduğunu anlatabilir, mali sorunlardan bahsedebilir, iş hayatının yoğunluğundan bahsedebilir vs.

Senaryoların çoğu Diyalog’ dan oluşur ve genellikle anlatıcı olmaz.

Peki bu durumda bilgi nasıl aktarılır? Bir romanda ya da hikâyede genellikle anlatıcı geçmişe yönelik bilgiyi aktarır. Belki bize karakterlerin geçmiş yaşantılarını anlatır. Fiziksel özelliklerini tarif eder ya da hikâyenin geçtiği çevreyi aktarır. Şehir, kurum, iş yeri ya da her neyse ondan bahseder.

Tüm bu bilgi karakterleri kafamızda canlandırmamıza, onların konuşmalarını ve hareketlerini anlamamıza yardımcı olur. Peki anlatıcı olmayan senaryolarda onun fonksiyonu nasıl doldurulur? Sadece Diyalog, aksiyon ve görsellerle hikâye nasıl anlatılıyor? Senaryo yazarının yaptığı hata da budur; Diyalogları her türden gereksiz bilgiyle doldurmak. Amaç, anlatıcının yokluğunu telafi etmek. Sözün özü önemli olan dengeyi koruyabilmektir.

Sinemanın görsel bir sanat olduğunu düşünerek bilgi aktarımında anlatıcı yokluğunu Diyaloglara fazla yüklenmeden  görsellikle tamamlamak en uygun yoldur diyebiliriz.

 

 

Karakter Gelişimi ve Senaryo

posted in: Senaryo | 0

Karakter Gelişimi ve Senaryo

Bir senaryonun en önemli elementleri karakterlerdir diyebiliriz. Çünkü karakter olamadan hikâye olmaz. Hikayeyi oluşturan ve ileriye taşıyan karakterlerdir. Karakterler önemlidir.

İster (protagonist) kahraman, ister (antagonist) düşman veya yan karakterler geliştiriyor olun, bir karakterin özü gelişimleri içindedir. Karakter Gelişimi, her harika ve unutulmaz karakterin temelidir

Karakter Gelişimi nedir diye sorarsak şöyle cevap verebiliriz. Onlara duygusal derinlik kazandırarak inandırıcı ve gerçekçi bir kurgusal karakter yaratma sürecidir. Karakterinizin insan, hayvan veya antropomorfize (İnsanı nitelikler kazandırılmış) bir nesne olması fark etmez.

Genellikler Karakter Gelişimi iki alanda olur: iç ve dış. İçsel karakter gelişimini, karakterinizin eylemleri için temel hedefleri ve motivasyonları olarak düşünebilirsiniz.

Dış gelişimde onları yaşamda oldukları kişi yapan fiziksel özellikler, mücadeleler ve yara izi vs.

İç Karakter Gelişimi, karakterinizin içinde neler olup bittiğini izler. Ve yazdığınız kişinin kafasının içindedir. Bu gelişim iç ve dış çatışmaları da yansıtacaktır.  Bu çatışmalar karaktere bazı görevler yükler. Karakter bu görevleri yerine getirmek için eylemlerde bulunacak bu eylemler başka eylemler doğuracak ve hikaye ilerleyecektir, ta ki kahraman hedefine ulaşana kadar. Bu yolda yaşanan başarısızlık ve başarı hikayenin plot noktalarını doğuracaktır.

Dış karakter gelişiminde karakterlerin hikâye ilerledikçe geçirdikleri fiziksel değişiklikleri ortaya koymak isteriz. Bu kıyafet, saç modeli, makyaj, aksesuar, silah vs gibi dış görünümü inşa eden unsurlarda ortaya çıkar. Sona giden yolculuk boyunca kız veya erkek kahraman saçlarını kazıyabilir, hanım hanımcık bir kız bir anda bir parti kızı gibi giyinebilir. “Taxi Driver” da Travis Bickle (Robert De Niro, “Terminatör” de Sarah Connor (Linda Hamilton). Bugün artık bir Kült Klasik haline gelen bu filmlerin Kahramanlarımdan Travis Bickle kendine bir misyon yükledikten sonra saçlarını kazır ve eski bir komando ceketi giyerek militer bir görünüme bürünür. Sadece bir garson kız olan Sarah Connor da oğlunu korumak ve makineleri engellemek amacına bağlandıktan sonra tüm görünümü değiştirerek bir kadın asker görünümüne bürünür.

Karakterlerinizin hikâyede ilerledikçe öz dönüşümsel olmaları gerekir. Böylece hem içlerinde olup bitenle başa çıkmalarına yardımcı olur hem de dışarıya verecekleri tepkiyi kolaylaştırır.

Sinema Senaryolarında diyalog

posted in: Senaryo | 0

Sinema Senaryolarında diyalog

Önemi ve anlamı üzerine bazı ipuçları.

Sinema görsel bir anlatım olmasına rağmen Sinema Senaryolarında diyalog senaryonun en önemli unsurlarından biridir. İnsan jest ve mimiklerin yanı sıra ağzından çıkan ses ve kelimelerle iletişim kurar. Bir filmde yer alan karakterler ses, söz, jest ve mimik bütünlüğü içinde kendilerini ifade ederler. Sinemanın en görsel türlerinde bile diyalogların işlevi vardır. Hatta sessiz filmlerde bile mimikler ve ara yazılarla aktarılan bir çeşit diyalog olduğunu söyleyebiliriz.

Diyaloglar film senaryosunun dramatizmini oluşturan kahramanların kendilerini ifade etmesine sağlar ve giriştikleri değişik işlemleri anlamamıza yardımcı olur.

Filmin konuşma örgüsü izleyicinin bireysel belleğine hitap ettiği için günlük yaşamın konuşma örgüsüne benzerlik gösterir ama yaşamsal gerçeklik ile filmsel gerçeklik birbirinden farklıdır…

Tiyatro hikayesi diyaloglarla gelişirken, söz sinemada çok daha ekonomik kullanılır.

Sinema senaryolarında diyalog’ lar tiyatro ve edebi eserden farklı olduğu- bir yerde buna avantajı da diyebiliriz – bu nokta çok önemlidir. Çünkü sinema, tiyatro veya romanın diyaloglarla ifade edebileceği birçok şeyi görsel anlatımla ifade edebilir. Senaryo yazarı az sözle çok şey anlatabilir; özlü, anlamlı, betimsel ve dinamik diyalogların seçimi yazarın işini çok kolaylaştıracaktır

Sinemada tüm eylemler bir hedefe ulaşmak için yapılır.

Karakterinizi gerekli olmadıkça konuşturmayın; amatörlerin yaptığı en büyük hatalardan biri budur. Sadece bir sahnede oldukları için konuşan karakterler yaratmaktır.

Sinema Senaryolarında diyalog’lar, gerçek hayattaki gibi rastlantısal, konunun dışına çıkan, tekrarlayan ve çoğu zaman gereksiz konuşmalar değildir. Dramatik diyaloglar planlı ve amaçlı bir şekilde düzenlenir.

Karakterlerin ne söyledikleri değil, ne yaptıkları önemlidir.

Örneğin çapkın bir karakter ilişkide olduğu değişik kadınlara “seni seviyorum” diyebilir. Ancak onu tanımlayan eylemleridir.

Dramalarda yalan söylemek iyidir.  Yalan söyleyen diyaloglar seyirci  açısında her zaman ilginçtir. Çünkü izleyici için karşı tarafın bu yalanı  anlayıp anlamayacağını öğrenmek bir merak kaynağıdır. Merak da izleyiciyi olaya bağlı tutar.

Çatışma; Sinema senaryolarında diyalog kurmanın en kolay yollarından biri çatışmadır. Sinemanın anlatımı çatışmaya dayanır; bir karakter bir şey isterken diğer karakter başka bir şey ister ve bu da hikayeyi ilerletir.

“Sözcükleri savurmayın, koruyun” Lajos Egri

Belgesel Filmler ve Türleri

posted in: Senaryo | 0

Belgesel Filmler

Belgesel senaryoları da kurmaca uzun- kısa metraj film senaryolarında kullanılan ana kurallara dayanarak yazılır ama belgesellerin doğalarından gelen kendilerine has bazı farklılıkları vardır.

Belgesel Filmler kurmaca olmayan gerçeklere dayanır; gerçek olaylar, gerçek duygular, gerçek insanlar, kültürler anlatılır. Belgesel senaryoları daha esnektir, kurmaca film senaryolarının yazımında kullanılan izleyicinin tüm ilgisini yakalamak amacıyla tasarlanmış sıkı kurallar, ön kabuller, belgesel senaryolarında yoktur. Bir belgesel kalbinde o filmi yapmanın amacı olan bir mesaj taşımakla beraber gerçek dünyada geçerli olan kurallara uyar.

Birçok belgeselciye göre belgesel yapımı kendinden gelişen organik bir prosestir ve filmci olayları yaşarken filmini yapar. Özellikle filmci kendi kontrolu dışında cereyan eden olayları – siyasi miting, kalkışma, protesto, gösteri, doğa olayı vs gibi – kaydediyorsa elindeki yazılı metnin –eğer varsa- pek değer taşımayacağı iddia edilir.

Önceden yazılmış bir senaryo, iyi bir film ile kötü bir film arasındaki farkı yaratan ana etkendir diye düşünmekte yarar vardır. Senaryo bir yolculuğu çıkarken yanınıza aldığınız haritaya benzer; yolculuk esnasında karşılaşacağınız engelleri, sürprizleri aşmak için kullanılır. Yaptığınız çalışmaları birleştirerek hikâyeyi oluşturur ve bazen sapılacak ikinci veya üçüncü bir yol olduğunu göstererek yazarı yolculuk boyunca kaybolmaktan korur.

Senaryo sorunsalının ardından şöyle bir soru da sorabiliriz; Belgesellerin doğru olması gerekir mi?

Gerçeğin, bilginin veya gerçekliğin ne olduğu konusunda hemfikir olamadığımızdan, belgesel film yapımcılarının bu konudaki tercihleri değişik olabilir.

Bu bağlamda sinema kuramcıları Belgesel Filmleri türlere ayırarak sorunsalı çözmeyi tercih etmişlerdir.

Belgesel film yapımcılarının gerçeği iletmek için kullandıkları yönteme göre belgeselleri altı alt türe kategorize etmek mümkündür.

Şiirsel Belgesel

Bu Belgesel Filmler ‘de bir hikâyeyi oluşturmak için geleneksel olarak kullanılan doğrusal hikâye akışı terk edilmiştir. Mekânsal özellikler, ritim, tempo, akış tonu gibi özelliklerden yararlanılarak görüntüler arasında bağlantı kurularak hikâye anlatılır.

Açıklayıcı Belgesel

İlk kez 1920’lerde şiirsel belgeselle birlikte ortaya çıkan bir türdür. İzleyiciye sunulacak belirli bir argüman veya bakış açısı çerçevesinde ilerler. Genel olarak, yukardan bakan otoriter bir sestir. Anlatılanın gerçekten doğru olduğunu kanıtlayan görüntülerle hikâye izleyiciye taşınır.

Propaganda belgeselleri bu türe örnek gösterilebilir.

Gözlemsel Belgesel

“Cinema Verite – Gerçekçi Sinema” hareketi tarafından desteklenen bir Belgesel Film türüdür.  Kameranın konularını kesintisiz olarak yakalamasına izin vererek gerçeği gözlemleyen ve izleyiciye aktaran bir türdür. 

Katılımcı Belgesel

Her etkinin bir tepkisi vardır. Doğrudan Sinema’nın müdahale etmeden gözlem tarzı ile hikâye aktarımı ortaya çıkınca, tam tersi bir duyarlılık da ortaya çıktı. Katılımcı belgesellerde film yapımcısı, denekler ile röportaj yaparak izleyici de hikâyeye katılmaya davet eder.

Refleksif Belgesel

Alt türlerin en Brecht’cisi olan refleksif belgesel, film yapımcısının özneyle olan ilişkisiyle değil izleyiciyle olan ilişkisiyle ilgilidir. Perdenin arkasındaki erkeği (veya kadını) seyirciye göstererek doğrudan hikâyeye katılmasını sağlar.

Dramatik Belgesel

1980’lerde refleksif alt türle birlikte ortaya çıkan dramatik belgesel, gerçeği göreceli olarak vurgular ve film yapımcısı konuyu kişisel olarak ele almayı tercih eder. Yani oyuncular ve kostümler düzenlenmiş mekanlar kullanarak bir olayı – örneğin tarihsel bir olayı- canlandırır.

Bu türün ülkemizde en iyi örneklerini veren Yönetmen Tolga Örnek’ tir. 

Tolga Örnek
Hititler

“Hititler”, 2001 ve “Gelibolu” 2005 belgeselleri.

Tabii bu türlerin hepsinden birer parça alarak karışık olarak kullanılan Hibrid belgesel diyebileceğimiz bir türde Belgesel Filmler mevcuttur.

Kaynakça: Introduction to Documentary, Bill Nichols

 

 

Kurgu, Montaj, Editing Nedir? Sinemasal Önemi Nedir?

posted in: Senaryo | 0

Kurgu

Bir senaryo çerçevesinde, senaryonun gerektirdiği şekilde çekimleri yapılan film ya da video görüntülerin izleyene anlatılması istenildiği biçimiyle, arka arkaya sıralanmasına (Bağlanmasına-Eklenmesine)  Kurgu  (Montaj) denir.

Bir başka anlatımla çeşitli çekimlerin, çeşitli kurallara ve yollara uygun olarak, arka arkaya, belli bir anlayışa uygun olarak sıralanmasına Kurgu denir.

Daha başka bir deyişle de kurguyu, bir filmin çevrilişi sırasında elde edilen film parçacıkları arasında seçim yapmak, bunları senaryodaki sıralara göre dizmek, bu çekimlerin uzunluklarını saptamak, çekimlerin içerik yönünden ilişkilerini göz önüne almak, bunları belirli bir anlatıma göre düzenlemek işidir diye tanımlayabiliriz.

Kurgu eyleminin yapılabilmesi için, gösterimi yapılacak film haline gelebilecek eylemlerin yapılması şarttır. Önce Film yapımına karar verecek “Prodüktöre-Yapımcıya” gereksinim vardır. Yapımcı, film çekiminin gerçekleşmesi için buna uygun elemanları toplar. Bunlar; senarist, yönetmen, oyuncular, görüntü yönetmeni ve teknik elemanlardan oluşan parçalardır. Kurgusal çalışma aslında bir filmin yapımına karar verildiği an başlar.

Yapımcı, nasıl bir film yapılacağını, bu filmin nasıl bir ekiple çalışacağını, ekibi nasıl yönlendirip filmi tamamlayacağını kurgular.

Senarist, anlatmak istediği konuyu sinemasal boyutta en etkin nasıl anlatabileceğinin kurgusunu yapar.

Yönetmen, bir senaryonun en etkin biçimde nasıl bir teknik uygulayarak yorumsal anlatımını gerçekleştireceğinin kurgusunu yapar.

Oyuncular, senaryo çerçevesinde üstlendikleri karakterin nasıl yorumlanacağının kurgusunu yapar.

Görüntü yönetmeni, Yönetmen iş birliği içinde anlatılmak istenilen planların elindeki objektif düzeneği içinde ve ışık yardımıyla en etkin görüntüsünü gerçekleştirebilmenin kurgusunu yapar.

Bütün bu olgular sonunda stüdyo işlemleri başlar. Gereği gibi özenle ve emekle çekilmiş Sinema-Belgesel-Tanıtım-Reklam filmleri kurgu aşamasındadır artık.

Kurgu’yu gerçekleştirecek olan kurgu görevlisidir. Yönetmen Kurguya nezaret eder. Gerçi kurgu yapabilen başarılı yönetmenler de vardır (Şerif Gören). Bir yönetmenin Kurgu yapabilmesi, filmine katkı vererek etkin bir görsel anlatımı gerçekleştirmesi demektir.

Kurgu’ nun kurgu konsolu  başında, çekilen sahne ve planların arka arkaya sıralanması biçiminde olduğunu düşünmek doğru olmakla birlikte, bağlanacak planların değişik ve anlatıma katkı verecek bir teknikle daha da etkin hale gelmesi de mümkündür.  Film sanki tekrar çekiliyormuş gibi bir duygu da yaratır böylece. Ayrıca çekim esnasında oluşmuş plansal hataların da önüne geçilmiş olur. Oyuncular da kusurlu olabilir. Bunlar çeşitli tarz plan bağlantıları ile giderilebilir. Bu da kurgucu yeteneğinin ve becerisinin göstergesi olur.

Burada asıl amaç filmi, belli bir akış içinde (belli bir Tempo) coşkulu, dinamik ve anlaşılır biçimde Sinema Salonunda-Tv de izlenecek hale getirmektir.

Zaman içinde iyi çekimi yapılmış filmlerin kurguda başarısız olduğu, bazen de kötü çekilmiş filmlerin çok iyi bir kurgu ile başarılı oldukları gözlenmiştir. Bu tamamen kurgucunun becerisinin, yeteneğinin ve bilgisinin durumuna bağlıdır. İyi bir kurgucunun her zaman filme katkı verecek kurgusal fikirleri olmalıdır. Ayrıca kendi düşüncesi içinde, yapacağı kurgu ile ilgili zihinsel egzersiz yapar. Plan bağlantılarındaki geçişleri (üst üste binme – dissolve) , (zincirleme – lap dissolve vs.) ve kesmeleri (cut) yönetmenin anlatımının ve anlaşılmasının sağlanmasına uygun şekilde tasarlar. Çünkü kurgunun izleyen tarafından kesin algılanmasının sağlanması gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazı Alfabesi ve Senaryo

posted in: Senaryo | 0

Yazı Alfabesi ve Senaryo

Romancıların, başka yaratıcılarla çalışmayı pek bilmedikleri(!) şeklindeki ortaklaşmacı yaratım bu duygusu edebiyattan sinemaya yapılacak uyarlama çalışmalarında sık sık ortaya çıkar.

Edebiyatçılar, ürünlerini sinemaya aktaracak sinemacıları hep kuşku ile karşılamışlardır. Bu kuşku, tek başlarına yarattıkları eserin onlar tarafından bozulabileceği kaygısı yüzündendir. Oysa bu yanlıştır. Çünkü kimse bir eseri bozmak için işe başlamaz.

Bu yüzden senaristler, roman yazarlarının tekelci yaklaşımlarından uzaklaşmalıdırlar.  Romancı yayınevine romanını teslim ettikten sonra, romanın başına matbaa veya dağıtımda çok az şeyler gelir. Oysa sete çıkan bir senaryonun başına çok şey gelebilir. Senarist bunları bilmek ve ona göre davranmak zorundadır…

Senaryo filme giden yolda bir ön aşamadır…

Yani kâğıt üstündeki bir senaryo, sadece daha sonra hareketli görüntülerle kayda alınacak görüntülerin, 29 harfle yazılmış bir taslağıdır. Bu taslak, bir anlamda, daha sonra yapılacak bir bina için bir mimarın çizdiği plandan yapılmış bir makete benzer. Bir maket bir bina için ne kadar somutsa, kâğıt üzerindeki bir senaryo da bir film için o kadar somuttur.

Kendi kendimize, “Peki, sinemacılar herhangi bir dilin yazı alfabesini kullanmak zorunda mıdırlar?  Ve bir yazı alfabesi yeterli midir?” diye iki soru sorabiliriz.  Birinci soruyu “hayır” diye yanıtlamak mümkün değildir.

Sinemacılar, filme giden yolda pratik, kolay ve güçlü bir iletişim sağlayan bir araç olarak yazı alfabesini kullanırlar.

Fakat yazı alfabesi onların ihtiyaçlarını tam olarak karşılamayabilir. Bu yüzden, sinemacılar, filme giden yolda başka birçok kültür veya sanatın dil veya tekniklerini de (mimarlık, fotoğraf, grafik vs.) kullanırlar. 

Yeri gelmişken bir film yönetmenini de tanımlamakta yarar var. Bu gerekli, çünkü bazı senarist adayları senarist ve yönetmen olma duyumlarını da birbirine karıştırmaktadırlar.

Şüphesiz bir film yönetmeni de film yapma süreci içinde, bir senaryo üstünde belli bir iş bölümü altında çalışan, alanlarında uzman yaratıcıların zihinsel ve fiziksel ürünlerini (bir sentezle) birleştiren bir yaratıcıdır.

Film yönetmeni bir anlamda çeşitli yaratıcıların orkestrasını yöneten bir şef gibidir.  Bir senarist de aslında kâğıt üstünde aynı orkestrasyonu yapar.

Aradaki fark, senaristin vardığı sonuçları kâğıda, yönetmenin ise filme kaydetmesidir. 

Çizgi Roman Adaptasyonları; SENARYONUN ÖYKÜ KAYNAKLARI-IV

posted in: Senaryo | 0

Çizgi roman adaptasyonları:

Çizgi roman özellikle bilgisayar teknolojilerinde olan gelişmelerden sonra günümüz sinemasının en zengin öykü kaynaklarından biri haline gelmiştir.

Çizgi roman karakterlerinin sinemaya adaptasyonu 1940’lı yıllarda başlayan eski bir olgudur.

Captain America çizgi roman’ının filme adaptasyonu 1944 yılında yapılmıştır.

Bu çizgi roman adaptasyonu furyası 70’li yıllarda hız kazanmış ve The Incredible Hulk 1978, Superman 1978, Batman 1989, X-Men 2000, Spider-man 2002 yılında sinemaya adapte edilmiştir.

Bu filmlerin başarısından sonra, çizgi romanların filmleştirilmesi olgusu devam eder; Ghost World (2001), From Hell (2001), American Splendor (2003), Sin City (2005), 300 (2007), Wanted (2008), Whiteout (2009), Thor (2011), Galaksinin Koruyuculari (2014), Ant-Man (2015), Daredevil (2015), Doktor Strange (2016), Deadpool (2016), Legion (2017) vs.

Çizgi romanların adaptasyonu romanlardan farklıdır; bazı çizgi roman adaptasyonları belirli bir hikâye çizgisini adapte etmek yerine, kahramanın geçmişine giderek ona “ruh” verir ve kahraman üzerinden ilerler.

Bazı adaptasyonlarda olay örgüsüne temel olarak yayınlamış sayıların belirli bir tanesinin hikaye çizgisini kullanır; ikinci X-Men, X-Men: God Loves, Man Kills ve üçüncü X-Men, Dark Phoenix Saga, Spider-Man 2, Spider-Man No More!, Batman Begins, Batman: Year One, The Dark Knight, Batman: The Long Halloween vs.

Televizyon Adaptasyonları:

Kuvvetli bir hikâye çizgisi olan Televizyon serileri başarılı bir şekilde uzun metraj filmlere adapte edilirler. The X-Files, Miami Vice bunun en iyi örnekleridir.

Bazı başarılı televizyon showları da uzun metraj sinema filmlerine ilham verebilir; Saturday Night Live programı The Blues Brothers, Fat Albert, Mr. Bean gibi filmlerin kaynağıdır.

Video Oyunları:

Video oyunları 1980’li yıllardan başlayarak sinemaya uyarlanmıştır. Video oyunlarında uyarlanan filmler genellikle düşük bütçeli B film kategorisne girer ama Mortal Kombat, Lara Croft: Tomb Raider, Silent Hill, Resident Evil ve Prince of Persia gibi filmler beğenilerek iyi bir gişe başarısı yakalamışlardır.

Diğer bazı adaptasyon kaynakları:

The Transformers film serileri ve G.I. Joe filmi Hasbro oyuncaklarının sinemaya uyarlanmasıdır. Hasbro, Battleship filminde başlayarak oyuncak uyarlaması film serilerine devam edeceğini açıklamıştır.

Yunan mitolojisi ve İncil gibi dini kitaplar da uyarlama kaynaklarıdır.

Diyalog ağırlıklı veya fantastik radyo programları da filmlere uyarlanmıştır; Fibber McGee, Life with Father gibi filmler radyo dizi programlarından uyarlanan filmlerdir.

-SON-

 

[metaslider id=”3740″]

 

 

Edebiyat; SENARYONUN ÖYKÜ KAYNAKLARI – III

posted in: Senaryo | 0

Edebiyat ve Adaptasyon:

 Adaptasyon’lar, edebiyat eserlerinin yaratıcı bir şekilde yorumlanmasını gerektirir; bir romanın tüm içeriğinin filme dahil edilmesi imkansızdır. Film yapımcıları anlatıyı sinema’ya uygun hale getirebilmek için içeriği seçici olarak yorumlar ve değişiklik yaparlar.

Adaptasyonun çekiciliği daha çok metnin özüne ait bir çekiciliktir.

Romanların filme adaptasyonu, edebiyatın değerini düşürmenin aksine, onun pozisyonunu güçlendirir ve yükseltir. Kanıt olarak da filme adaptasyonu yapılan kitapların satışlarının artması gösterilebilir.

Adaptasyonlarda, en çok tartışılan konu filmin orijinal esere (roman) ne kadar sadık kaldığı konusudur.

Edebiyat ve sinema anlatımı farklı gösterge sistemleri kullanırlar.

Edebiyatın tek aracı dil iken, sinemada dil kullanımı yanısıra ve de daha baskın olarak görsel (resim) ve işitsel (müzik) anlatı kullanılır.

Özellikle görsel anlatının olanakları bugünün bilgisayar teknolojileriyle neredeyse sınırsızdır.

İki ortam arasındaki bu anlatım farkı ve süre içeriğin bütünüyle filme taşınmasını olanaksız kılar.

edebiyat
“Doktor Jivago”

 

Örnek, romandan sinemaya yapılan adaptasyonların getirdiği tartışmalar konusunda ünlü örneklerden biri de Rus Yazar Boris Pasternek’ın 1957 yılında İtalya’da (Rusya’dan kaçırılarak) basılan ünlü romanı “Doctor Zhivago – Doktor Jivago”nun sinema uyarlamasıdır.

Bu uyarlama 1965 yılında yönetmen David Lean tarafından gerçekleştirilmiştir.

Orijinal baskısı 592 sayfa olan roman Doktor ve Şair Zhivago’nun ekim devrimi ve 1. Dünya savaşı sırasında yaşadıkları çerçevesinde gelişen aşk ilişkilerini anlatır.

Omar Sharif, Julie Christie, Geraldine Chaplin gibi oyuncuları rol aldığı film üç saati aşan uzun süresi, insani ilişkileri göz ardı edip sadece karakterlerin aşk ilişkileri üzerinde yoğunlaşarak romana sadık kalınmadığı açısından hayli eleştirilmiştir.

Ama film dünya çapında 112 milyon Amerikan doları hasılat yaparak (bütçe 11milyon Amerikan doları) bir rekora imza atmış ve filmin şarkısı “Lara’s Theme” yıllarca insanların dilinden düşmemiştir.

Romanlarda okuyucu karakterler hakkında bilgi ile donatılırken sinema anlatısında sınırlı bir bilinçlilik düzeyi olduğundan söz edilir.

Yani Sinemada mizansen ve kurgunun yardımıyla merak yaratmak amacıyla izleyicinin bilgisi sınırlanır ve bir müddet belli bir duygusal durumda kalması sağlanır.

Bu durum, görsel ve duygusal deneyimin yaratılmasında sinemanın en güçlü aracıdır ve bu teknik daha sonra birçok modern romancı tarafından kullanılmıştır.

Günümüz romancıları sinemanın getirdiği büyük olanakları farkında olup bunlardan yararlanabilmek için anlatılarını sinemasal anlatı tekniğine göre değiştirmişlerdir.

Modern romanda sinema da olduğu gibi baş ve son bölümlerde “katarsis” noktaları vardır.

Anlatı ve tasvir edilen orijinal atmosfer görsel anlatıma çevirmeye çok uygundur.

edebiyat3

 

edebiyat2 (1)
“Grinin Elli Tonu”

Örnek: Stephen King (Esaretin Bedeli), Stephenie Meyer (Alacakaranlık Efsanesi Serisi), Nicholas Sparks (Seninle Bir Ömür), F. Scott Fitzgerald (Muhteşem Gatsby), J.R.R. Tolkien (Yüzüklerin Efendisi Serisi), J. K. Rowling (Harry Potter Serisi), E. L. James (Grinin Elli Tonu), Matthew Quick (Umut Işığım), Hans Christian Andersen (Karlar Ülkesi) vs.

Bazı sinema kuramcıları, edebiyat metinlerinin başka bir anlatıya transfer edilme yöntemlerini tanımlamaya çalışmıştır.

Örneğin Geofrey Wagner, üç tip adaptasyon yöntemi olduğundan bahseder:

  • “Yer değiştirme” (Transposition) – bir metnin öğeleri dolaysız olarak perdeye aktarılır,
  • “Yorum” (commentary) – orijinal kaynak çeşitli şekillerde değiştirilir,
  • “Benzetme” (analogy) – sahneleri değiştirmekten çok daha öteye gider ve sonunda orijinal eseri tanımak bile zorlaşır.

Tabi bu sınıflandırmalar hiçbir zaman kesin kurallar değildir. Film yapımcıları bu yöntemlerin dışında kalan çok farklı adaptasyon yöntemleri de kullanırlar.

Romandan sinemaya adaptasyon yapan birçok sinemacı metnin anlamını şekillendiren ‘vizyon’ ile ilgilenmişlerdir.

Bu vizyon drama ve karakterleri üretir, yazarın bilinçaltındaki mesajları okuyucuya ulaştırır ve bize hikâyenin neden anlatıldığına dair bilgi verir.

Tiyatro oyunlarının da sinemaya adaptasyonu sık karşılaşılan bir olgudur.

Özellikle William Shakespeare sinemacıların en sevdiği oyun yazarıdır. “Romeo ve Juliet” değişik şekillerde birçok kez sinemaya uyarlanmıştır. Broadway’in hit oyunları da müzikal veya drama tarzında sinemaya adapte edilmiştir.

 

edebiyat5
“Aşık Shakespeare”

 

Devam edecek…

Adaptasyon’lar; SENARYONUN ÖYKÜ KAYNAKLARI – II

posted in: Senaryo | 0

Adaptasyon

Edebiyat ve tiyatro eserlerini sinemaya adaptasyonu (uyarlanması) sinema tarihinin başlangıcından beri sıklıkla uygulanan bir yöntemdir.

Adaptasyon geçmiş çağlardan bu yana her anlatı sisteminin gelişiminde rol oynamıştır.

Tarih boyunca, sözlü masallardan yazılı edebiyata ve yeni bir sanat olan sinemaya kadar, adaptasyon anlatı geleneğinin sürdürülmesini sağlamış, sinemanın şekillenip yayılmasına hizmet etmiştir.

Andre Bazin’e göre, “bugünün sanatı, medyumların karşılıklı alışverişleri ve söylemlerin etkileşimlerini içermektedir”.

Sinema, başlangıcından beri 19. yüzyıl romanlarından sıklıkla faydalanmış ve  bu dönemin büyük romanlarının kabul görmüş kalıpları sinema anlatısını derinden etkilemiştir.

Bu romanların popülerliği sayesinde emekleme çağını yaşayan sinema endüstrisi seyirciyi yeni kurulan sinema salonlarına çekmeyi de başarmıştır.

adaptasyon2
Gone With The Wİnd

 

Örnek, 1939 yılında gösterildiği sinema salonları önünde uzun kuyruklar oluşturan bir film, 80’li yıllara gelinceye kadar bütün zamanların en çok iş yapan filmi unvanını koruyan ‘Gone With The Wind – RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ’ vizyona girer.

Clark Gable, Leslie Howard ve Vivien Leigh’in oyunculuklarını üstlendiği bu film Atlanta’lı kadın yazar Margareth Mitchell’ in yine aynı isimli tek romanının uyarlamasıdır ve  Hollywood yapımcısı David O’Selznick’in en ünlü projesi ve uyguladığı reklam kampanyaları ile de tam bir yapımcılık başarısıdır.

Kitabın filme alınacağının söylendiği ilk andan itibaren Amerika’da büyük bir heyecan yaratmış olan bu projede artık bir halk kahramanı haline dönüşen Rhett Butler ve Scarlett O’Hara’yı kimlerin canlandıracağı büyük merak uyandırmıştır.

Daha sonraları halkın baskısı ile Rhett karakteri için Clark Gable tartışmasız bir isim haline gelmişse de Scarlett bir türlü seçilememiştir.

Bu rol için bir yandan Lucille Ball, Joan Bennett, Claudette Colbert, Bette Davis gibi ünlü isimler tartışılırken bir yandan da ülke çapında yarışmalar tertiplenmiştir.

Son dakikada, hatta filmin bazı sahneleri çekilirken, Sir Laurence Olivier’in eşi, şöhretini tiyatroda yapmış bir İngiliz aktrist olan Vivien Leigh’in seçimi bomba etkisi yaratmıştır.

Hikaye Kuzey – Güney arasındaki güç paylaşımının sonucu çıkan Amerikan iç savaşının oluşturduğu fon çerçevesinde geçen bir aşk hikayesi olarak aynı zamanda o dönem Amerikan sinemasının romantik – duygusal bir örneğini temsil eder.

Böylece gelişen sinema bir süre sonra adaptasyon ile yavaş yavaş romanla benzer özellikler kazanarak romanın görevini de yerine getirmeye soyunmuştur diyebiliriz.

Adaptasyon, bir metnin (roman, hikâye, tiyatro oyunu, bilgisayar oyunu, çizgi roman vb. gibi) filme uyarlanabilirliği ile ilgili teorik ve pratik sorunları içerir.

Bu durum da sinema ile diğer medyumlar arasındaki anlatım farklılıklarından doğan kaçınılmaz bir sorundur.

SENARYONUN ÖYKÜ KAYNAKLARI – I

posted in: Senaryo | 0

SENARYONUN ÖYKÜ KAYNAKLARI

Senaryo yazarı sinema için yazacağı öykülerini kendi hayal gücüne dayanarak özgün bir  şekilde tasarlayabileceği gibi, edebiyattan, tiyatrodan, müzikallerden, televizyondan, video oyunlarından, çizgi romanlardan uyarlayarak da tasarlayabilir. Film festivallerinin çoğu bu öykü kategorizasyonunu yaparak senaryo ödüllerini verir.

Özgün Öykü:

Özgün öyküde yazar kendi hayal gücüne, yaşam deneyimlerine ve bilgi dağarcığına göre bir tema çerçevesinde özgün öyküsünü tasarlar. Özgün öyküler sinemasal endişeler göz önüne alınarak yazıldıkları için sinemasal anlatıma daha yatkındırlar.

Özgün öykü, güncel yaşamdan, gazete ve televizyon haberlerinden, İnternet’ten, anılardan, yaşam tecrübelerinden esinlenecek bir fikir çerçevesinde sinemasal öykü saptandıktan sonra, bu öyküleme kuralları uygulanarak geliştirilir.

Zamanla sinemanın gelişmesi ile yönetmenler sinemayı gerçek bir sanat dalı olarak görmeye başlamışlar ve bu görüş bağlamında eserler vermek istemişlerdir. Böylece Edebiyata ait olan “author” (yazar) konseptinin sinemaya “auteur” olarak adapte edildiğini görüyoruz.

Auteur sözü ilk olarak 1950’li yıllarda André Bazin tarafından Cahiers du cinema (Sinema Defterleri) isimli Fransız sinema dergisinde kullanıldı. Bu belirli aralıklar devam etti ve daha sonraları terim Fransız eleştirmenler ve filmciler arasında yaygınlaşmaya başladı. Claude Chabrol, Françoiş Truffaut, Jean-Luc Godard ve Jacques Demi gibi isimler çalışmalarıyla terimi yaygınlaştırdı.

Fransız yeni dalga eleştirmenleri filmi bir dil, yönetmeni de kalem yerine kamerayı kullanan bir yazar olarak gördüler. Böylece auteur yönetmenler, kişisel ifade yetenekleriyle kendi özgün hikayelerini yaratarak eserlerini vermeye başladılar. Auteur yönetmen filmine kendi  işaretini koyar imzasını atar. Stüdyo müdahalelerine ve kolektif sürece rağmen filmde auteur yaratıcı sesi daha belirgindir. Bunun sonucu olarak film sadece yönetmenin ismi ile anılmaya başlar. Akira Kurosawa, Miyazaki, Antonioni, Bergman, Cassavetes, Spielberg, David Lean, Scorsese, Tarantino, Polanski, Wong Kar Wai filmi gibi. Çünkü izlediğiniz filmin dili yönetmeni bilmeseniz dahi onu tanıyabileceğiniz kadar belirgindir.

 

öykü 2
Hayao Miyazaki

 

1962 yılında Amerikan film eleştirmeni Andrew Sarris, terimi Amerika’ya tanıttı. Çoğu ünlü yönetmen auteur olarak anılmaya başladı. Bunlar, 1958’den 1960’ların sonuna dek süren Fransız Yeni Dalga akımına dahil değildiler. Fakat kendilerini Hollywood’un stüdyo sisteminden ayırt edebilen özelliklere sahip isimlerdi.

 

Öykü 4
John Cassavetes

 

Auteur teorisi Hollywood’da fazla popüler olmamıştır. Çünkü, Hollywood’un stüdyolarında yapımcıların filmlere hükmettiği bir anlayış vardı ve film çekimi çok profesyonel ve kollektif bir işti, yani orada film çok daha fazla ticari bir meta olma özelliği taşıyordu.  Senaryo yazarları da filmin tek bir kişiyle bağdaştırılmasından hoşlanmıyorlardı.

“Devam edecek”