Charlie Chaplin ve Müzik…

Kategori: Sema Fener Yazıları | 0

Charlie Chaplin

Charlie Chaplin’in annesi Hannah Harriet Pedlingham Hill, ‘Lily Harley’ takma ismiyle sahne alan bir müzikhol şarkıcısıydı. Oğlunu yaşadıkları kiralık odalarda yalnız başına bırakmaktansa çalıştığı yere getirmeyi tercih ediyordu. Böylece Charlie  Chaplin’in müzikle tanışıklığı erken çocukluğuna kadar uzanır. 

Annesinin yanısıra aynı ismi taşıdığı babası Charles Chaplin de ‘Canterbury Music Hall’de sahneye çıkan bir vokalistti. Mutlu günlerinde ailenin müzikle dolu akşamları Chaplin’in hep anılarında yaşamıştır.

Böylesine müzikle dolu Charlie Chaplin’ in istemeden de olsa sahneye çıkışı fazla gecikmez.

Daha beş yaşında iken bir gece ‘Aldershot Canteen’ de çoğu denizcilerden oluşan zor bir seyirci kitlesinin önünde  şarkı söylerken annesinin sesi kısılır ve protesto ıslıkları arasında sahneyi terk ederken beş yaşındaki oğlunu sahneye iter. Ve Charlie hiç paniklemeden dönemin iki popüler şarkısını başarı ile icra eder. Şaşkınlıkla kendisini izleyen seyircileri selamladıktan sonra soğuk kanlı bir şekilde sahneye atılan bozuk paraları toplar…

 Ünlü “Modern Times – Modern Zamanlar” filminin ‘non-sense song – anlamsız şarkı’ sahnesinde bu çocukluk anısının etkisini görmek mümkündür.

1898 yılında 9 yaşındayken ‘English Music Hall – İngiliz Müzik Salonun’ da sahne alan “The Eight Lancashire Lads” isimli çocuk korosuna katılarak müzik kariyerine başladı. (Başlık Resmi)

Ardından Fred Karno’nun komedi tarzı küçük skeçler sergileyen gurubuna katıldı. Onlarla birlikte Amerika’da turneye çıktı. Karno’nun grubunda müzik önemli bir rol oynuyordu. Bu açıdan Charlie Chaplin için çok uygundu. Müzik aşkını ritmik ve baletik pantomim yeteneği ile birleştirmenin yolunu bulmuştu.

1913 yılının sonunda Amerika’da kalarak ‘Moving Picturs-Hareketli Görüntüler’ de, yani ‘Sinema’da, şansını denemek için Karno’dan ayrıldı. Kariyerinin bu erken döneminde bir gece NewYork’daki Metropolitan Operasına gitti. O ana kadar sadece Vodvil’lere aşina olan Charlie Chaplin’ i opera adeta büyüledi.

Opera ona müziğin sessiz filmlerde diyalogların yerini alabilecek kuvvetli bir anlatım aracı olabileceğini göstermişti.

‘Mutual Film’ şirketinde çalışırken Paderewski ve Leopold Godovsky gibi ünlü müzisyenlerle tanıştı ve 1916 da Bert Clark isimli bir İngiliz Vodvil komedyeni ile birlikte kendi müzik şirketini kurdu.

Ama bu şirket Chaplin’in bestelediği  “Oh! That Cello”, “There’s Always One you Can’t Forget”, ve “The Peace Patrol” isimli üç parçayı yayınladıktan sonra kapandı.

Bundan sonra ‘Film’ Chaplin’in tek uğraş alanı olacaktı.

1918 yılında kendi stüdyosunu kurdu; böylece üreteceği filmlerin tüm kontrolü bir tek onun elinde olacaktı.

Sol eli ile çaldığı kemanını gittiği her yere taşır, saatlerce çalardı. Daha sonra bir çello satın aldı ve onu da gittiği her yere taşıdı.

 

Müzik ve Film – Film Müziği

Kategori: Film Yönetimi | 0

Müzik ve film  söz konusu olduğunda, müzik  bir filmin “ışık gibi” gibi olmazsa olmazı olarak düşünülebilir; zira filme anlam katan en önemli unsurlardan biridir.

Bazen bir sokak gürültüsü de “9. Senfoni” gibi devasa bir eserin yerini tutabilir çünkü müzik insanın ruhunda yaşayan bir unsur olduğundan hayatın her daim içindedir. Filmler “gelecek ya da gerçek üstü bir dil ile anlatıldıklarında da” bu ruhtan kopamazlar.

Filmde asıl olan şey ise “müziğin bir diyalog muş gibi” kullanılmasıdır.

Özellikle kısa filmlerde; filmin doğası gereği (kısa bir süre içinde anlatım) sözden mümkün olduğunca arıtılıp, “evrensel bir duygu çerçevesinde” yorumlanması önemlidir. Bir sahnede karakter sözünü söylemeden müzik sözü söyler, ya da söz kesilse de, film bitse de, müzik bitmez ve izleyici sinema salonundan ayrılırken müzik dudaklarından usulca dökülür.

Müzik ve sinema arasında bir yapısal benzerlik olduğunu söyleyebiliriz; ikisi de belli bir akışa sahiptir.

Filmin bazı dramatik noktalarını vurgulayan bölük pörçük parçalardan ziyade filmin bütününe yapılacak müzik çok daha başarılı olacaktır.

Bir filmde müzik kullanımı için aşağı da sıralanan üç farklı yol denenebilir;

  • Müzik kütüphanelerine başvurmak (özellikle düşük bütçeli filmlerde kullanılan yöntem),
  • Daha önce yazılmış bir besteyi kullanmak,
  • Film için bestelenmiş özgün bir eseri kullanmak.

Yönetmen, yapımcıyla iş birliği içinde, daha önceki çalışmalarına dayanarak belli bir besteci ile beraber çalışma tecrübesini tercih edebilir.

Bestecinin filmin hangi aşamasında olaya dahil olacağı da sürekli tartışılmakta olan bir konudur.

  • Besteci film senaryosu aşamasında da çalışmaya başlayabilir. Bu bazen iyi (besteciye eser üzerinde hayli uzun çalışma süresi vereceği için) bazen de problemli bir yöntemdir, zira besteci filme çekim aşamasından önce dahil olarak kendi yorumunu getireceği için, film çekilirken yönetmenin yorumuna göre esinleneceği tema tamamen değişebilecektir.
  • Ya kaba kurgu aşamasında ya da film tümüyle bittikten sonra. Genellikle kaba kurgu sonunda besteci filmi izleyerek çalışmalarına başlar.

Filmi izleyen ve filmin nerelerinde müzik gireceğini yönetmen ve yapımcı ile tartışarak saptayan besteci, film ve karakterler üzerinde kendi temalarını yarattığında uygun müziği besteleyecektir.

Filmin nerelerinde müzik gireceği ve çıkacağı senaryolarda belirtilmelidir.

Seçilecek müzik büyük ölçüde filmin türüne ve içeriğine bağlıdır; gece karanlığında yalnız yürüyen korkmuş bir insana, adımlarına uyan vuruşlardan oluşan müzik mi, yoksa kalp atışları mı, ya da sadece gecenin sesi mi eşlik etmelidir?

Bir şüphe ve korku içinde bekleme sahnesi  sessizliği mi yoksa esrarengiz bir müziği mi gerektirir? Sevdiklerinin ölümü karşısında insanın içinden dalga dalga yükselen acıyı en iyi bir senfonik orkestra mı, yoksa tek bir enstrüman mı anlatır?

Bir savaş sahnesine eşlik eden müzik bir marş mı olmalı, yoksa savaşın sert ve dramatik sesleri daha mı etkili olur ? Ana tema olarak bir şarkı mı kullanılmalı?

Bir çok film müzikal temalarının yaygın ünü sayesinde başarıya ulaşmıştır. “Dr. Jivago (Lara’nın Teması)”, “Love Story – Aşk Hikayesi”, “The Good , The Bad and The Ugly – İyi Kötü, Çirkin”, “Star Wars – Yıldız Savaşları”,”Issız Adam (Ayla Dikmen Şarkıları), “Game of Thrones – Taht Savaşları” dizisi.

Polonyalı ünlü yönetmen Krzystof Kieslowski (Üç Renk Üçlemesi – Kırmızı, Beyaz, Mavi) ve günümüz yönetmenlerinden Darren Aronofsky (Black Swan – Kara Kuğu) filmlerinde müziği neredeyse diyaloglardan daha etkin bir şekilde kullanan isimlere örnektir.