Oyunculuk Eğitimi… Bazı öneriler…

Oyunculuk eğitimi…

 

oyunculuk eğitimi
Oyunculuk eğitimi

 

Oyunculuk, yetenek faktörünün de olması ile eğitim, beceri, bilgi ve çok çalışmakla elde edilir. Öğretileri içinde özetle SÖYLEM, (Düzgün ve Anlaşılır Konuşma) BEDEN KULLANIMI (Vücut Dili), SAHNE ALAN EĞİTİMİ, KONSANTRASYON, MİMİK, MÜZİK EĞİTİMİ ve DANS çalışması gibi başlıkları sayabiliriz.

Öğrenmenin sınırı ve zamanı yoktur. Bir oyuncu, son nefesine kadar öğrenir, uygular oyunculuğu…

Başarı, söylenileni anlamak, uygulamak ve uygulamayı ısrarla çalışmakla olur.

Oyuncunun uzunca dinlenme gibi fazla bir lüksü olmamalıdır. Prensiplerle günlük yaşamına başlayan oyuncu erken kalkar, gıdasını gereği gibi alır, sabah beden çalışmasını yapar, oyunculuğu ile ilgili görev almışsa onun çalışmasını, ezberini yaparak programı doğrultusunda prova ya da çekim alanına gider.

Başarısızlık, kişinin başarısız olacağını kendisine inandırması ile olur…

Çok tehlikelidir ve asla oyuncu olunamaz. Kişi kendi adına başarısızlığını anlayamaz.

Başarısızlık bir nevi tembelliktir.

Yeteneği olan her insan başarılı olabilir. Bunun sağlanması çok çalışmakla olur. Yılmadan ve azimle çalışmak…

 

Oyunculuğun temeli tiyatro eğitiminden geçer.

Oyunculuk eğitimi ile öğrenilen bilgiler beceri ile birleşince rol düzeyi olan bir vasıf elde edilir (Sanatçı).

Tiyatro ve Sinema – ki buna TV oyunculuğu da dahildir – oyunculuk sergilenişleri farklılıklar gösterir. Sinema ve Tiyatro oyunculuğunun farkları kullanılan alanlardaki çerçevesel boyutlardadır.

Tiyatro dediğimiz zaman öncelikle Tiyatro sergilenmesine uygun bir alan gelir aklımıza. Bu alanı, sahnesi, dekoru, ışığı ve izleyici koltuklarından yapılmış kapalı ya da açık alandan oluşmuş salon, Tiyatro Salonu ya da Açıkhava Tiyatrosu diye ifadelendirebiliriz.

Sinema denilince öncelikle Tiyatro Salonu gibi, sadece “ekran” dediğimiz “beyaz perde”nin olduğu salon gelir aklımıza. Geçmiş zamanlarda özellikle yaz aylarında “Yazlık Sinema“ lar da filmler gösterilerek izleyiciye değişik haz ve tat yaşatan hizmetler verilirdi.

Tiyatroda işlev olarak bir oyun – drama, Sinemada işlev olarak, Senaryonun görselleştiği bir konu sergilenmek durumundadır. Sinemanın bir özelliği de tek mekana bağımlı olmadan çeşitli mekanları canlı gibi göstererek onu ilginçleştirmesi bakımından da farklılık göstermesidir. Bu işi bilen yazarlar tarafından yazılmış oyunlar ve senaryolar, bu alanlarda ve mekânlarda oyuncular, teknik ve idareci elemanların da katkılarıyla oyunlarını sergiler, anlatılmak istenen oyunun ve sinemasal görüntünün ana fikrini, izleyicilere gerektiği biçimde aktarırlar.

İnsanı insana, insanlarla anlatan Sinema ve Tiyatro oyunculuğu genelde, bir çok insanın uygulama hatta, meslek edinme gibi arzularını ortaya çıkarmıştır.

Yapılan işlevin sanatsal boyutu da insanları davet eden konumdadır. Çünkü sanatta üretkenlik vardır ve üretkenliğin de sonu yoktur.

Sinema ve Tiyatro oyunculuğunu öğrenmek isteyen herkes oyunculuk tarihi hakkında fikir sahibi olmalıdır. Her sanat dalında olduğu gibi Sinema oyunculuğunun ve Tiyatro oyunculuk sanatının da bir tarihi vardır. Diğer sanat birimleriyle aynı paralelde doğmuş, gelişmiş ve zamanımıza kadar gelmiştir. Gelişmeye de devam edecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısa Film… Kısa film nedir?

Kısa film…

Kısa Film nedir?

 

kısa film
Kısa film

 

Kısa film nedir sorusuna cevap arandığında edebiyat – sinema yakınlaştırmasına yönelerek roman – öykü, öykü – şiir benzeşmesini (analoji) yapmak veya atasözüne benzetmek yaygın bir eğilim olarak karşımıza çıkıyor.

Her ikisi de anlatısal bir sanat olduğundan aralarında bir benzeşme olduğu kesin; her ikisi de başı, ortası, sonu olan ve bu aşamalarda çatışmaların çıktığı, belirli dengelerin kırılıp yeni dengelerin kurulduğu anlatı yöntemini kullanır.

Sinemanın en önemli öykü kaynaklarından birinin de edebiyat (roman ve hikayelerin sinema uyarlamaları) olduğunu aklımızda tutarak ve bütün sanatlar arasında ortak noktaların varlığını kabul ederek, kısa filmin genel anlamıyla bütün sanatları içinde barındırabilen sanat dalı ‘sinema’ olduğunu düşünürsek böyle bir tanım çerçevesine sıkıştırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını söyleyebiliriz.

 

Kısa film nedir sorusuna değişik cevaplar verebiliriz;

  • Yaşamın idealist duygular ve başkaldırı ile dolup taştığı dönemlerde cepteki kısıtlı para ile yapılan pazar kaygılarından uzak ve meta olma özelliği taşımayan bir filmdir.
  •  Öğrencilerin okudukları okulları bitirebilmek için gerçekleştirdikleri diploma projeleridir.
  • ·Öğrencilere ve amatörlere uzun metraja geçiş olanağı sunabilecek bir ön çalışma, pratik yapmadır.
  • ·Bir konuyu, fazla dallanıp budaklandırıp, etrafında dolanmadan, yani yan öykülere sapmadan en vurucu şekilde anlatacağımız filmdir.
  •  Kısa film başı, ortası, sonu olan herhangi bir filmdir ama bu filmde 3 dk. ile 30 dk. arasında değişen bir sürede söyleyeceğinizi söylemeniz, yani kısa filmle anlatılabilecek olanı anlatmanız gerekir.
  • ·Daha bireysel ve dışa vurumcu bir anlatım aracı olarak geleneksel sinemaya öncülük edebilen filmdir.
  • ·Bir sinemacının canlılara, yaşama, çevremizde olup bitenlere, ölüme, sevgiye, güzelliğe, çirkinliğe kısaca yaşama ait şeyleri özgür ve özgün bir anlatımla öze odaklı olarak sunduğu filmdir.

 

‘Kurmaca kısa film ile kurmaca uzun metraj film arasında ne fark var?’ sorusunu sorarsak;

ilk önce uzunluk farkı var diyebiliriz. Uzun metraj film ortalama 90-120 dakika arasındaki bir sürede sonlanırken kısa filmde bu süre ortalama 3 dk. – 30 dk. arasındadır.

Oluşum yöntemi  açısından ise pek fark yoktur ikisi de ortaya çıkmak için benzer aşamalardan geçer.

Yani uzun metraj bir film çekimi neyse kısa metraj bir film çekimi de işlemler açısından aynıdır.

Ama uzun film belirli bir dramatik öyküleme kalıbı çerçevesinde birden fazla karakterler ve yan öyküler kullanarak seyirci odaklı anlatımla ticari amaçla yapıldığından yüksek sayıda seyirci kitlesine ve yine ticari  işletmelerde gösterilmesi  gerekir.

Kısa filmin ise böyle bir kaygısı yoktur.

Bu bağlamda ikisinin izleyici grupları farklıdır diyebiliriz.

Ticari kaygıların dışında kalabilmenin verdiği imkanla kısa film yaratıcısı geleneksel anlatımın dışında daha özgür ve yenilikçi bir kişisel dile başvurabildiği gibi geleneksel anlatımın sınırları içinde de kalabilir.

Ama bir sinemacı ancak yaptığı filmi gösterildiğinde amacına ulaşmış olacağından kısa film de bir şekilde izleyici ile buluşmalıdır

 

Kısa film festivalleri

Son dönemlerde Türkiye’de yapılan film festivalleri kısa film programları ve ödülleri ile yaratıcıları yüreklendirerek bu tür filmlerin sayılarının artmasına yardımcı olmaktadır.

Festivallerin diğer bir yararı da bu tür filmlerin daha geniş izleyici kitlesi ile buluşmasını sağlamaktır.

Belgesel ve canlandırmalar televizyonda gösterime girme açısından daha şanslıdırlar.

21. Yüzyılda kısa filmin tartışmasız en popüler izlence ortamı Internet’tir.

Gelişmiş ülke sinemaları kısa filmlerinin Youtupe, Vimeo, iTunes gibi platformlarda gösterime girmelerinin ardından ana akım sinema piyasasına girerek uzun metraj filmlerini çeken sinemacıların başarı öyküleri ile doludur.

Amerika’daki kısa film festivalleri yeni yetenekleri keşfe çıkan Hollywood yapımcılarının beslendiği ana mecralardan biridir.

Günümüz sinemasının dijital elektronik görüntüleme ve bilgisayar kullanımının getirdiği olanaklarla genişleyen ürün yelpazesi içinde kurmaca, belgesel, dramatik belgesel, canlandırma, tanıtım filmleri, reklam filmleri, müzik klipleri, video-art, televizyon dizileri gibi değişik türleri kısa film kategorisine soktuğumuzda (doğru bir yaklaşım olup olmadığı tartışılmakla beraber)  kısa film uzun film ayrımı yapmanın anlamını yitirdiğini söylemek de mümkün.

Bu farklı türlere daha öznel bir bakış açısı ile incelediğimizde öykülerin, düşünce ve duyguların görsel anlatımının benzer özellikler göstermekle beraber doğaları gereği bazı farklılıklar taşımakta olduklarını saptarız.

Bir belgesel, bir canlandırma ortak sinema dilini kullanır ama kendi yapısından gelen farklılıklara da sahiptir. (Aynı karşılaştırmayı uzun film ve kısa film açısından da yapmıştık; film kuramı üstüne yapılan tüm çalışmalar her ikisi için de geçerli olup, anlatımda –  çekim ölçekleri, kamera hareketleri, açı-karşı açı, aksiyon ekseni, devamlılık vs gibi – ortak kuralları kullanırken, kendi yapılarından gelen farklılıkları taşırlar.)

 

Dünya ilk üç ekranlı 4K dizüstü bilgisayarı ile tanıştı…Razer Firmasını yeni Projesi Valerie.

dünyanın ilk 4K laptop'ı
Valerie

Dünya’da benzersiz bir kurgu denemesi şimdi taşınabilir ortamda…

San Diego merkezli oyun firması Razer 2017 CES fuarında yeni projesi Valerie’yi bilgisayar dünyasına tanıttı.

Kumar makineleri mantığına dayanılarak tasarlanan laptop, hızlı ve ekran güvenirliğine sahip etkin bir iş akışı isteyen sinemacılara, özellikle kurguculara, mobil bir olanak sunuyor.

Kamera ve Camera Obscura’dan Başlayan Tarihçesi

Kamera…

Bu gün kullandığımız çok gelişmiş kameraların temeli yüzyıllar öncesinin icadı olan

“Camera Obscura” ya dayanır.

“Camera” Latince “Oda”  “Obscura” ise “Karanlık” demektir.

Bu tanıma göre kullandığımız kameralar küçük bir karanlık odadan ibarettir.

Kamera yani karanlık oda

Gerçekten de çok aydınlık bir günde karanlık bir odaya girelim ve bir şekilde duvara iğne deliği gibi küçük bir delik açalım, karşı duvarda dış dünyanın ters bir görüntüsü oluşur.

 

kamera
Dış Dünyanın Görüntüsü

 

Bu deney şu anki bakış açımızla bize çok saçma gelmekle beraber “Camera Obscura” yı keşfeden kişiler bu deneyden yola çıkmışlardı.

 

Kamera-Obscura
Camera Obscura

 

Bu odanın yerini küçük bir karanlık kutuda alabilir. Kutunun bir yüzeyine açılan küçük bir deliğin karşısına tutulan beyaz kağıt üzerinde kutu dışındaki herhangi bir objenin görüntüsünü de oluşturabiliriz. Bu görüntü çok doğru perspektifli bir görüntü olacağı için ilk zamanlarda ressamlar tarafından sıklıkla kullanıldı.

Oluşan görüntü ışık ışınlarının doğrusal yayılma özelliklerinden dolayı daima üst kısım alta   alt kısım üste gelecek şekilde ters’ tir .Delik küçüldükçe görüntü keskinleşir, fakat ışık duyarlığı azalır.

Kamera-Camera Obscura’nın Keşfi  

“Camera Obscura”nın keşfi çok gerilere gider… İlk defa MÖ 5.yüzyılda Çinlilerin böyle bir cihazdan bahsettiklerini biliyoruz.

Aristo (MÖ 384-322) bu cihazın optik prensibi hakkında ilk açıklamaları yapan kişi olmuştur.

İslam düşünür ve bilgini Abu Ali Al-Hasan Ibn al-Haitham (Batının tanıdığı adıyla Al-Hazen) bu cihazın çalışma prensibini tam olarak açıkladı ve karanlık oda içindeki bir duvar üzerinde dışarıdaki fenerlerin görüntülerinden oluşan bir de gösteri düzenledi.

Ve bu sisteme Arapça “Al-Bayt al-Muthlim “,  “Karanlık Oda” dedi.

1490 yılında Leonardo Da Vinci’nin not defterlerinde  bununla ilgili çizim ve açıklamalara

rastlıyoruz.

16. yüzyılda cihaza konveks merceklerin ve aynaların ilavesi ile görüntü kalitesi daha da geliştirildi.

“Camera Obscura” terimini ilk kullanan kişi 17. yüzyılın büyük Astronomu Alman  Johannes Kepler  olmuştur.

“Camera Obscura” tarih boyunca iki yönde gelişme gösterdi;

  • Bir oda olarak eğitim ve eğlence amacıyla kullanıldı. Özellikle turistik yörelerde yüksek bir binadaki büyük bir oda karartılarak geniş bir yüzey (duvar) üzerinde dönen merceklerden geçen ışınların oluşturduğu çevre manzaraları izlendi.
  • Küçük bir kutu olarak ressamlara çizimlerinde yardımcı olan bir araç olarak kullanıldı.
  • Bu küçük kutu 19.yüzyılın başlarından itibaren fotografik denemelerde yerini almaya başladı.

 

 

Makas Eller – Edward Scissorhands … Johnny Depp nasıl Edward’a dönüştü?

Makas Eller karakteri nasıl oluştu dersek saatler süren makyaj seanslarından sonra demek doğru olur.

 

makas eller-Johnny Depp-oyunculuk
Makas Eller ve Johnny Depp

 

Sinemada her ilginç karakterin oluşmasında makyaj sanatçılarının büyük katkısı var.

Makas Eller Edward’a dönüşen Johnny de böylebir  işlemden geçiyor.

Seansın süresi bilinmez ama uzun sürmesi beklenir…

Hayli ustalık ve sabır gerektirdiği de tartışılmaz.

Charlize Theron ve farklı yüzleri

Charlize Theron ve rollerine göre geçirdiği değişim.

 

charlize -theron-ve-oyunculuk
Charlize Theron ve oyunculuk

 

1- Film: Prometheus – Karakter: Meredith Vickers

2- Film. AEon Flux – Karakter:  Aeon Flux

3- Film: Snow White and The Huntsman – Karakter: Kraliçe Ravenna

4- Film: Mad max Fury Road – Karakter: İmperator Furiosa

 

Sinema Tiyatro Oyunculuğu… En temel farklar nelerdir? İyi bir aktör ve aktris nasıl olunur?

.Sinema Tiyatro Oyunculuğu…

 

Richard-Burton-tiyatro-sinema oyunculuğu-arasındaki-farklar
Richard Burton

 

Sinema tiyatro oyunculuğu arasındaki farkları incelerken sinema oyunculuğu bir çok oyuncu adayına “normal – kendi” olma durumunun dışında fazla şey gerektirmeyeceği düşünülerek cazip gelebilir. Tiyatro oyunculuğunun fazla fiziksel efor harcamayı gerektirmediği de düşünülebilir. Oyunculuğun gerçekleştiği mekan bir doğa sahnesi veya bir stüdyo olabilir.

Diğer oyuncular, teknik ekip, ışıklar, kameralar vs sizi çevrelediyse de, karşınızda gerçek seyirci yoktur.

Yönetmen “motor” dediği anda kendi kişiliğinizden izole olur, senaryoda yazılmış kişinin benliğine bürünürsünüz.

Eğer bu konuda başarısız olursanız karşıda gerçek seyirci olmadığı için her zaman geri dönüş imkanı vardır diye hesap yapmayınız.

Her tekrar zaman ve zaman da para demektir! Ve sinema projeleri de büyük bütçeler gerektirir.

Sinema Oyunculuğunun Tarihçesi

Sinema tarihçileri oyuncuların sinemaya uygun düşecek şekilde eğitilmelerine ilk kez kalkışan kişinin ünlü yönetmen-yapımcı D. W. Griffith olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır.

Griffith abartılmış jest ve mimiklerle karakterlerin canlandırıldığı teatral oyun tarzının sinema uygun olmadığına ve hatta komik düştüğüne karar verdi.

Oyuncularının kendi düzenlediği kurslara katılmalarını sağladı.

Prova ve egzersizlerle haftalar süren bu kurslar sayesinde oyuncuların bilgi ve yeteneklerini sinemaya uyum sağlayacak şekilde değiştirdi.

1927  yılında itibaren sesin filmlere dahil olması ise yeni tarz bir oyunculuğu gündeme getirmiştir.

Oyuncular için mimik ve jestlerin yanısıra diyaloglar da önemli hale gelmiş ve sesi yetersiz oyuncular perdeden silinmiştir.

Sinema Tiyatro oyunculuğu arasındaki temel farklar

Sinema ile Tiyatro oyunculuğu arasındaki temel farkları kısaca şöyle sıralayabiliriz;

İki üç saatlik bir süre boyunca karakterini geliştirebilen tiyatro oyuncusunun aksine sinema oyuncusunda bu devamlılıktan yoksundur.

Kesintili bir şekilde gerçekleşen çekimlere daha başlamadan karakterini geliştirmesi, olgunlaştırması  gerekir.

Kamera en ufak bir jesti bile yakalayıp 20-30 kez büyüttüğü için oyuncuların daha az şaşalı stilize bir oyunculuk sergilemeleri gerekir.

Makyaj, ışık, soft çekim gibi düzeltici uygulamalara rağmen perde oyunculara sahneden daha acımasız davranarak tüm kusurları ortaya çıkarır.

Bir oyuncu için sinemada duygularını yansıtmakta tiyatro sahnesinden daha zor ve ince bir iştir.

Tiyatroda abartılı jest ve mimikler kullanmak işi kolaylaştırırken sinema oyuncusu bunu çok daha az belirgin bir şekilde yapmalıdır.

Tüm bu şartların getirdiği engellemeler yüzünden birçok ünlü tiyatro starı da sinemaya geçiş sağlayamamıştır.

Ama Laurence Olivier, Glenn Close, Julie Andrews, Kevin Spacey, Matt Dillon, Sarah Paulsen, Cuba Goodig Jr. gibi oyuncuların hem sinemada hem de tiyatroda çok başarılı olduklarını da unutmayalım.

Başarılar…

 

 

Sinema Filmi Yönetmeni Özellikleri Hakkında Kısa Bir Makale

Sinema Filmi Yönetmeni

Sinema öğrencilerinin %90’ı Amerika, Avrupa ülkeleri ve ülkemizde yönetmen olmak ister .

Hem yaratıcı ve hem de büyük popülarite getiren bir iş olduğu için bunu doğal karşılamak gerekir.

Çok seçici olmayan, özgürlükçü Amerika için yönetmen kelimesi belki film çeken herkes için kullanılabilecek bir kelimedir.

Avrupa ülkeleri, özellikle Fransızlar bu konuda biraz daha titiz davranmakta ve “Auteur” “Yaratıcı Yönetmen” leri bir ölçüde diğerlerinden ayırmaya çalışmaktadırlar.

Her zaman tekrarlandığı gibi “Sinema Kolektif” bir sanattır.

Burada diğer geleneksel sanat dalları gibi sadece sanatçı ve eseri arasında gelişen bir sanat eseri üretimi (ressam ve tablosu, yazar ve romanı, heykeltıraş ve heykeli ) söz konusu değildir.

Bir sinema filmi senaryo yazarının, oyuncuların, görüntü yönetmeninin, sanat yönetmeninin, müzikçinin, kurgucunun, makyöz, kostümcü, ışık teknisyeni, set işçisi vs gibi tüm teknik ekibin başarısıdır

Hatta çekim sonrası post prodüksiyon işleminde çalışan teknisyenlerin ortak çabası sonunda ortaya çıkan bir üründür sinema filmi.

Sinema Filmi Yönetmeni Kimdir?

Sinema filmi yönetmeni sette oturup sadece oraya buraya emirler yağdırarak oyuncuları yönlendiren diktatör bir kişi – her ne kadar sette mutlak bir otorite oluşturması gerekirse de – olarak görmememiz gerekir.

“Sette demokrasi yoktur, komutan yönetmendir.”

Ömer Kavur

Yönetmen çok çeşitli sanat dallarını harmanlayarak bir araya getiren, sinematografik iyi bir senaryoyu ve ona uygun oyuncuları, mekanları ve film ekibini seçip, uyum içinde çalışmalarını sağlayabilen kişidir.

Sağlayabilen kişi diyoruz; neden ?

Başarılı bir yönetmen gerçekte bu insanları bizzat yönetmeyip, onların bu filme odaklanarak profesyonel bir şekilde çalışıp, çekim akışını gerçekleştirmelerini sağlayan ve filmi ortaya çıkaran kişidir.

Bu özellikleri ile basit bir yöneticiden çok farklı olduğunu söylemeye gerek bile yok.

 

Film Senaryosu Nedir? Sinemada önemi nedir? Senarist Kimdir?

senaryo-sinema sinema
Senaryo-sinema

Senaryo ve Senarist Hakkında

Sinema toplumlardan kabul gördükçe sinema kuramcıları sinemayı iç ve dış eylemlere dayanan insani duyguların yanı sıra, felsefi görüş ve düşünceleri de başarı ile iletebilen bir sanat dalı olarak tanımlamaya başladılar.

Sinema dramaturgisinin gelişme sürecinde film senaryo’sunun ne olup olmadığı sürekli tartışıldı.

Kimilerine göre roman ve tiyatro gibi edebiyattı, kimilerine göre de bir filmin nasıl çekileceğini anlatan ve edebiyatla ilgisi olmayan teknik bir metindi.

Bu iki görüşün de kendilerine göre haklı tarafları vardır.

Filmin edebi senaryo’su edebiyat kurallarına uyması gereken edebi bir metindir.

Ama çekim senaryo’su teknik gereksinimleri de göz önüne alan ve filmin nasıl çekileceğini anlatan bir şema, bir plandır.

Sinemanın başlangıç materyali kaçınılmaz bir şekilde edebiyat ve tiyatro olmuş, Alexandre Dumas ve Victor Hugo’nun roman karakterleri uzun süre filmcilere malzeme sağlamıştır.

Film yapımcıları bazı romanları uyarlama yapmaya devam ederken, bazı romanları ayrıntılı film sinopsisi olarak kullanma yöntemine gitmişlerdir.

Karakter, ana fikir, macera vs. yaratımında roman yazarlarını kullanmışlardır.

Bunun en tipik örneği Amerikan polisiye romanlarıdır. Bu kitaplar genellikle iki amaçla yazılır; roman olarak okunmak için, Hollywood yapımcılarının seçimine sunmak için. Bu yaklaşımda yazarın bir yazar olduğu unutularak sadece teknik ayrıntıları kuran bir senarist olduğu düşüncesi yatar.

Bir film senaryo’suna en fazla benzeyen edebi metin tiyatro oyunudur diyebiliriz ama ilkesel olarak onları birbirinden ayıran farklılıkları göz ardı etmeden…

Film yapımcıları da bu özelliğin farkındadır. Bu durum yeni bir sanat dalının, kendinden önce var olan bir sanat dalını, kendi yolunu bulup kurallarını saptayıncaya kadar geçen sürede, taklit etme ve olanaklarından yararlanma yöntemi olarak düşünülebilir.

Tiyatro oyunu ve film senaryo’su yazılış amaçları, dramatik yapıları, dilleri açısından birbirlerine çok benzerler ama gösterim yerleri açısından birbirlerinden farklıdırlar.

Tiyatro oyunu tiyatro sahnesinde gösterilirken, film sinema perdesinde gösterilir.

Biri direkt izleyiciye hitap ederken, diğeri kamera objektifine hitap eder.

Bu durum tiyatro oyuncusu ile sinema oyuncusu arasındaki farklar gibi tartışmaya açık bir alan yaratacaktır.

Öte yandan tiyatro ile sinema arasında sergileniş açısında da büyük farklar vardır. Tiyatro tek bir sahneye hapsolmuşken, sinemanın olanakları sınırsızdır. Filmin birbirinden çok farklı  mekanlarda çekilmesi, müziğin anlatıma katkısı ve bir film için ona has özgün müzik yaratılabilmesi, bilgisayar efektlerinin getirdiği konu zenginliği vs. Tiyatro diyalogların mükemmelliğine dayanırken, sinema görselliğin mükemmelliğine dayanır.

 

 

 

RSS
Follow by Email