Game of thrones
“Taht Oyunları” televizyon dizisinin oyuncularının Time Dergisi için çekilen fotoğrafları.
[metaslider id=”3456″]
Sinema Okulu
Game of thrones
“Taht Oyunları” televizyon dizisinin oyuncularının Time Dergisi için çekilen fotoğrafları.
[metaslider id=”3456″]
Senaryo yazarı…
Her sanatçı kendi tarihini kendisi yazar, ama… Kabaca, (hatta hamasi bir anlatımla) bir senaryo yazarı olmak için gereken…!!!
Her şeyi bilimselleştirebilen burjuvazinin tek denetleyemediği “serseri mayın” imge ve onu bir ham malzeme olarak kullanan sanatçıdır.
İlgi, gözlem, yetenek vs. senarist olmak isteyen kişiye bağlı unsurlardır.
Senaryo ise gözlem, araştırma, genel kültür, yaratıcı yazma yeteneği, ve hayal gücü gerektiren zorlayıcı bir çalışmadır.
Biz burada senaryo yazma tekniğini ve kurallarını basit ve anlaşılır bir dille anlatmaya çalışacağız.
Filmin belirlenen genel ve alt amaçlarına, teknik ve yapım olanaklarına, hedef izleyici kitlesine göre, yapımın özünü unutmadan, belli kurallara uyarak oluşturulan 35-100 sayfalık bir metindir senaryo.
“Senaryo, görüntü ve sese dönüşecek bir düşüncenin, bir olayın yazıya dökülmüşüdür”
(Eliot 1972:64).
İyi bir filmin her şeyden önce iyi bir senaryosu vardır. İyi bir senaryonun ise iyi bir hikayesi.
Drama’nın sınıflandırmalarını, tanımlanmış unsurlarını ya da senaryo formatlarını öğrenmek bu sürecin parçasıdır. Fakat yeni başlayan biri ilk önce hikayenin ne olduğunu anlamalıdır.
Hikaye, bir çatışmanın (conflict) oluşması, gelişmesi ve sonunda en yüksek noktaya ulaşarak (climax) bir çözüme (resolution) varmasıdır. İşte iyi bir hikaye anlatıcısı olmak çatışmanın ne olduğu, nerelere doğru gelişebileceği ve nasıl sona ereceği problemini anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktır.
Bir anlamda senaryo yazımı bulmaca çözmeye benzer.
Bu bulmacayı çözmek için, iyi bir senaryo yazarının yazarlık, felsefe, tarih, film yapım teknolojisi, kurgu, oyunculuk gibi konularda da bilgili olması gerekir.
Görsel bir anlatım tekniği olan “Senaryo” yazımı kendine özgü özellikler taşır;
Yukarıda belirttilenlere bağlı olarak senaryo yazarı olmak isteyenlere burada birkaç kısa öneride bulunalım;
[metaslider id=”3482″]
Rıhtımlar Üzerinde = On the Waterfront – 1954
Yönetmen: Elia kazan,
Senaryo: Budd Schulberg,
Görüntü: Boris Kaufman,
Müzik: Leonard Bernstein,
Oyuncular: Marlon Brando, Eva Marie Saint, Lee J. Cobb, Rod Steiger, Karl Malden, Pat Henning
Süre: 108 dakika
Menşe:ABD
Terry Mallon (Marlon Brando) ağır şartlarda liman işçisi olarak çalışan eski bir boksördür. Limanın işletmeciliğini yapan Johnny Friendly (Lee J. Cobb) ise aslında illegal bir çetenin lideridir.
Johnny Friendly’nin emriyle Terry’nin çocukluk arkadaşı Joey Doyle öldürülür ve Terry istemeden de olsa cinayete karışmıştır. Terry’nin abisi Charley (Rod Steiger) Liman Patronu Friendly ile işbirliği yapınca, Terry Mallon liman işçilerini bir araya getirip büyük bir ayaklanma başlatır.
Öte yandan, Terry öldürülen arkadaşının kız kardeşi Edie Doyle (Eva Marie Saint) ile flört etmeye başlar. Bu yakınlaşma Terry’nin vicdanını sorgulamasına sebep olur.
Papaz Barry’nin (Karl Malden) de desteğiyle Terry mevcut düzene karşı savaş açar…
Elia Kazan ve Lee Strasberg’in kurduğu Actors Studio’dan gelen oyuncuların olağanüstü oyunundan, siyah-beyaz görüntülerin filme yaptığı estetik katkıdan ve müziğin’den büyük ölçüde yararlanan bu film kalabalık sahnelerdeki oyuncuların ustalıkla yönetimiyle de göze çarpar.
Rıhtımlar Üzerinde – On The Waterfront dönemin Sosyal ve Ekonomik yapısının anlaşılması bakımından önemli bir filmdir. Ayrıca dönemin politik gerilimini de gözler önüne serer. Filmin yönetmeni Eli Kazan bu karanlık dönemden nasibini alan bir isimdir.
Amerikan siyasal yaşamının önemli bir periyodu olan Mc Carthy soruşturmaları sırasında bir zamanlar gönül ve eylem birliği yaptığı solcu arkadaşlarını kurulan komisyona ihbar ettiği suçlaması ile karşılaşan, basın ve sanat çevreleri tarafından dışlanan yönetmen film yapmakta zorlanmaktadır. Yine kendisi gibi ihbarcılıkla suçlanan Budd Schulberg’in senaryosu bir umut ışığı olur. Terry karakterini canlandırması için ilk önce Frank Sinatra’ya teklif götürülür fakat Sinatra, Elia Kazan ile çalışmak istemediğini söyleyerek rolü geri çevirir.
Film büyük başarı yakalamasına rağmen eleştirmenler tarafından iki ihbarcının kendilerini temize çıkarma çabası olarak görülür.
Rıhtımlar Üzerinde 12 dalda Oskar adayı olur, en iyi film, yönetmen, senaryo, görüntü, aktör, aktris ve kurgu ödüllerini toplar.
Filmin aynı zamanda bir Marlon Brando filmi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Önceleri Kazan hakkındaki dedikodulardan dolayı rolü kabul etmek istemeyen aktör bu filmde tüm eleştirmenlerce göklere çıkarılan olağan üstü bir oyunculuk sergilemiştir.
1924 yılında Nebraska’da doğan aktörün annesi bir oyuncu idi. Oyunculuktan nefret eden babası Marlon’u askeri akademiye yazdırdı. Kısa sürede okuldan atılmayı başaran Marlon New York’a gelerek “Actors Studio” ya girdi. Önceleri sinema oyunculuğunu küçümsediğini söyleyen aktör ilk çıkışını yine Elia Kazan’ın yönettiği İhtiras Tramvayı oyunu ile Broadway de yaptı.
Fakat kısa sürede sinemaya yönelerek ardı ardına Erkekler, İhtiras Tramvayı, Viva Zapata, Vahşi Genç gibi başarılı filmler çevirdi.
Kırık burnu, vahşi tavrı ve hafif kısık sesi ile çizdiği hayvani cazibe onu savaş sonrası dönemin en ünlü ve aranılan aktörü yaptı. Yeni gelen her erkek oyuncu ona benzemeye çalıştı. Sonraki yıllarda Dean, Pacino, Newman, De Niro gibi büyük isimler onun gölgesinden kurtulmak için büyük mücadele vermişlerdir.
[metaslider id=”3352″]
Yaşam boyunca insan ya hayaletlerin peşinde koşarak ya da idollerin önünde iki büklüm eğilerek oyalanır ama sonunda her şey ruhun derinliklerinde varlığı hep hissedilen tek bir şeye indirgenir, AŞK. Bu duygu yaşama anlamını veren en baskın elementtir. Benim görevim filmlerimi izleyen her insanın kendini aşka adama yeteneğini keşfetmesini sağlamaktır.
Andrei Tarkovsky
Man is too busy chasing after phantoms and bowing down to idols. In the end, everything can be reduced to the one simple element which is all a person can count upon in his existence: the capacity to love. That element can grow within the soul to become the supreme factor which determines the meaning of a person’s life. My function is to make whoever sees my films aware of his need to love and to give his love, and aware that beauty is summoning him.
Andrei Tarkovsky
[metaslider id=”3285″]
Cennetin Çocukları = Les Enfants du Paradis – 1945
Yönetmen: Marcel Carnet,
Senaryo: Jacques Prevert,
Görüntü: Roger Hubert,
Müzik: Maurice Thiriet,
Oyuncular: Arletty, Jean-Louis Thiriet, Marcel Herrand, Maria Casares
Süre: 195 dakika
Menşe: Fransız
Romantik sinemanın Anglo-Sakson baş yapıtı olan “Cennetin Çocukları” özellikle Fransızlar için zamanın ötesinde değişmeyen bir yerde durarak önemini hiç yitirmemiştir.
Savaş sırasında ünlü ozan Jacques Prevert ile yaptığı iş birliği sonucunda Şiirsel Gerçekçilik akımının doğmasına da yol açan yönetmen Marcel Carnet’in bir baş yapıtı olan bu film çok zengin bir oyuncu kadrosuna sahiptir.
Hayli uzun bir süreyi kaplayan hikayede Paris’de hayatını bildiği gibi yaşayan güzel Garance ile çevresinde yer alan kendisine aşık erkekler arasındaki ilişkiler anlatılır.
“Cennetin Çocukları” filminin başlangıç sahnesi ve anlatım tekniği tiyatrodan fazlasıyla esinlenmiştir. Özellikle açılış sahnesi 19. yüzyıl Fransa’sının klasik bir prototipi olarak kabul edilir.
Filmin son sahnelerinde bu panaromik bakış açısına geri dönülür.
Bu tarz bir bakış açısı ve sahnelerde yer alan binaların perspektiflerini derinlik etkisi yaratacak şekilde ayarlayan çekim teknikleri Marcel Carne’nin yönetmenlik hayatındaki ününü yaratan anlatım dilini oluşturmuştur.
1830’lu yılların Paris’inin öykünün geçtiği bölgesi her türden sanatçıların, cambazların, yankesicilerin, hayat kadınlarının, azılı katillerin yer aldığı canlı, neşeli ve aynı zamanda tehlikeli bir yöredir. Genç oyuncu Frederick, pantomimci Baptiste, yazar ama doğuştan katil Lacenaire, Garance ile ilgilenen erkeklerdir.
Garance ise ilişkiye girdiği bir Kont ile Paris’ten ayrılır ve altı sene sonra çok zengin bir kadın olarak geri döner.
Tiyatrocu Frederick ve Pantomimci Baptiste ünlü olmuşlar, bu arada Baptiste kendisine aşık Nathalie ile evlenmiştir.
Kadının geri dönüşü eski ilişkileri yeniden alevlendirir.
Artık kayıtlı bir suçlu olan Lacenaire Garance’ın hamisi kont’u öldürürken, kadın gerçek aşkı olan Baptiste ile geçirdiği tek gecenin ardından onu çocuklarına ve karısına bırakarak kaçar.
Arletty, filmin romantik kadın kahramanı Garance rolünde ünlendiğinde zaten Fransız sinema ve tiyatrosunun en popüler kadın oyuncusu idi.
Arlette-Leonie Bathiat sinemaya girmeden önce sekreter olarak çalışıyordu ve zaman zaman ressam ve fotoğrafçılara poz veriyordu. 1920 yılında ilk kez tiyatro sahnesine çıktı. 1930 yılından itibaren de filmlerde rol almaya başladı.
Piyasaya çıktığında büyük bir başarı yakalayan bu film Arletty için şansız bir dönemin de başlangıcı oldu. Savaş sırasında bir Alman subayı ile yaşadığı ilişkiden dolayı tutuklanıp hapis yatarak sinemadan üç sene uzak kaldı. Ardından tekrar çalışmaya başladıysa da eski şöhretini yakalayamadı.
[metaslider id=”3276″]
İyi yapılmış bir filmde ses kesilse bile izleyiciler perdede olup biteni rahatça anlamaya devam ederler.
If it’s a good movie, the sound could go off and the audience would still have a perfectly clear idea of what was going…
Alfred Hitchcock
Bisiklet Hırsızları
Ladri di Biciclette – 1948”
Yönetmen: Vittorio De Sica,
Senaryo: Cesare Zavattini,
Görüntü: Carlo Montuori, Müzik:Alessandro Maggiorani,
Oyuncular: Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola.
Süre: 90 dakika
Menşe: İtalya
1927-1950 yılları arasında yer alan dönem dünyanın her açıdan zorlu bir sürecidir. Amerika’da patlak veren ekonomik kriz, ardından İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan aşırı milliyetçi görüşler, dünyanın her köşesini değişik açılardan etkisi altına alırlar. Ama her zorlu dönem bir anlamda sanatsal yaratıcılığı körükleyen bir etkendir. Sinema alanında hâkim olan “Neo-realismo” (İtalyan Yeni Gerçekçiliği) de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra filizlenmeye başlayan bir akımdır. Temelini Fransa’nın “Réalisme Poétique” (Şiirsel Gerçekçilik)” akımı oluşturur.
Şiirsel Gerçekçilik, 1930’lu yılların başında Fransız sinemasında ortaya çıkmış ve etkisini, İkinci Dünya Savaşı’na dek sürdürmüştür. Fakat 1920’lerde Fransız sinemasına hakim olan romantik bakış açısı ve içerikten çok görselliğe önem veren anlatım tarzı Avrupayı etkisi altına almaya başlayan ekonomik çalkantı ve savaşın yaklaştığını haber veren faşist eğilimler ile yüzleşince sinemanın sosyal gerçekçiliğe olan yönelimi güçlenmeye başlamıştır.
Vittorio De Sica uzun kariyerine 1910’lu yılların başında çocuk oyuncu olarak başladı ve 150 ye yakın filmde oyuncu olarak yer alırken,30’a yakın filmi yönetti.
İtalya dışında en çok “Bisiklet Hırsızları” nın yönetmeni olarak tanınan Vittorio De Sica bu filmi olgunluk dönemi diyebileceğimiz yıllarında çekti. Hollywood’un filmin başrolünde Gary Grant’ın oynaması önerisini reddeden De Sica amatör bir oyuncu olan Lamberto Maggiorani ve çocuk oyuncu olarak yine hiç tanınmamış ve bu filmden sonra ortadan kaybolan küçük Enzo Staiola ile anlaştı .
De Sica’nın büyük başarısı belki de bu profesyonel olmayan oyuncuları kullanışındaki doğallık ve sıcaklıktan gelir.
Filmde bir anlamda umudu temsil eden çocuk ancak alt tabakada yetişmiş bir birey olursa böyle başarılı bir yorumda bulunabilirdi. Zaten “Yeni Gerçekçilik” akımının ürünü olan filmlerin çoğunda profesyonel oyuncuya rastlamak hayli zordur.
Film savaş sonrası fakirlik ve sefaletin sürdüğü Roma da geçer.
İki yıldır işsiz olan Antonio Ricci nihayet bir iş bulur; afiş yapıştırmak, ama bu işi yapabilmek için bir araca ihtiyacı vardır, bir bisiklete.
Bir gün Ricci’nin yaşam kavgasının aracı olan bisikleti çalınır. Bisikleti ile beraber tüm umutları gitmiştir. Hırsızı bulmak için oğluyla beraber tüm Roma’yı aramaya başlarlar. Bulduğunda ise onunda kendi gibi sistemin kurbanı bir zavallı olduğunu görür. Çaresiz kalan Ricci’de bir bisiklet çalar ama beceriksizliğinden yakalanır. Mahalle sakinleri ve polis tarafından kovalanırken yaşama dair tüm umutları da sönmüştür.
Bunda savaş sonrası dönemi yaşayan insanların kendi sorunlarını bu filmde bulma ve yaşayabilme gerçeğinin büyük rolü vardır.
Tüm karamsar yapısına rağmen insanlara umut aşılayabilme özelliğini de bünyesinde taşıyan bu hümanist film sinema sanatının baş yapıtlarından biridir.
[metaslider id=”3241″]
Konuşmak gereksinimdir.

Konuşmanın da nedenleri vardır. Nedensiz konuşma olmaz.
1 – Varlığımızı kanıtlamak için konuşuruz.
2 – Benliğimizi kabul ettirmek için konuşuruz
3 – Doyum sağlamak için konuşuruz
4 – Toplumsal ilişki için konuşuruz
5 – Çevremizi denetim aklına almak için konuşuruz.
6 – Etkileşim için konuşuruz.
7 – Gereksinimlerimizi gidermek için konuşuruz.
8 – Düşünce, duygu ve isteklerimizi bildirmek için konuşuruz.
Konuşmanın da bir hızı vardır. Bu hız ortalama dakikada 125 ile 175 sözcük arasındadır. Hızlı konuşmak meziyet değildir. Anlamlı ve anlaşılır biçimde konuşmak gerekir.
Konuşmanın da kusurları vardır;
1 – Tempo kusuru. (Çok hızlı ya da çok yavaş konuşmak)
2 – Tartım kusuru.(Sözcükleri yayarak ve uzatarak ya da kesik kesik söylemek)
3 – Tekdüze konuşmak.(Tonlamasız aynı ses tonu ile konuşmak)
4 – Yanlış ve yersiz duraklamalar yapmak.
5 – Konuşma tartımında değişimler yapmamak.
6 – Sürekli nidalar çıkarmak ve sesli susmalar yapmak.
1 – (R) sesi yerine (ğ) sesi çıkarmak
2 – (R) sesini titretmek
3 – Kekemelik
4 – Bazı harfleri yutmak
5 – Son harfleri belirsizce söylemek
6 – Bazı kelimelere başına, ortasına, ya da sonuna harf eklemek
7 – Sesi titretmek
8 – Yapmacık konuşmak
9 – Hızlı konuşmak.
10 – Diyalekt (Tüm diyalektler-lehçeler-yöresel söylemler) Diyalekt kusurlarıdır.
Yukarıdakilerden her hangi birinden kusurlu olan oyuncular düzenli ve sistemli bir çalışma ile bu kusurlarından kurtulduklarını görebilirler.
Uygulama:
Sesli bir harfi yavaş yavaş, soluğunuz bitinceye kadar çıkartınız. Örneğin E, ya da O, ya da A, sesini önce soluk bitinceye kadar, sonra, soluk bitinceye kadar ekonomik kullanmak adına sesli harfi 10 kez çıkarınız. Yavaş çıkarınız, hızlı çıkarınız. Süreyi istediğiniz kadar azaltıp çoğaltabilirsiniz. Süreyi çoğaltmak çalışmanın başarısını gösterir.
Uygulama:
A ve E sesini, sesin şiddetini azaltıp çoğaltarak tekrarlayınız.
Uygulama
Sessiz harflere sesli harf ilave ederek her biri ile gülme temrini (çalışmasını) yapınız. Örneğin; He, Ha, Hü, Hah, hıh, hoh, ba, cö, çi, du, vs.
Uygulama:
Derin soluk alarak yumuşak bir sesle ıslık sesi çıkarıp soluğu bırakınız. Tekrarında Soluğu bırakırken dudaklarınızı kapayınız.
Uygulama:
Denin soluk alınız. Soluk verirken M harfini mırıldanınız. Sonra N harfini mırıldanınız.
Uygulama:
Dra, dre, dri, drö, dru, drü, dro, drı seslerini her gün ortalama 20 dakika tekrarlayınız. Gırtlakta olagelen ses, boğaz, ağız ve burun boşluklarında büyüyüp birbirinden ayrı ses ve sözcükler oluşturur.
Uygulama:
Bir açık pencereden derin soluk alınız. Burnunuzdan aldığınız soluğu ağzınız açık olarak boşaltınız. Aynı uygulamayı ağzınız açık yapınız. Ortalama 10 kez uygulayınız.
Uygulama:
Bir elinizi duvara dayayarak diyaframdan derin soluk alınız ve sayabildiğiniz kadar sayınız ve bütün gücünüzle de duvarı itiniz. Bu gayretin, bu çabanın sonunda ne kadar kuvvetli ses çıkarıyorsunuz bunu gözlemleyiniz.
“Başarı istediğini elde etmek, mutluluk ise elde ettiğini istemektir.”
“Success is getting what you want, happiness is wanting what you get.”
Ingrid Bergman (1915-1982)
