Sömürü Sineması (Exploitation Cinema) ve Tarihsel Dönüşümü

Kategori: Sema Fener Yazıları | 0

Sömürü Sineması, toplum tarafından kabul edilmiş sanatsal değerleri arka plana atıp, seyircinin korku, heyecan, merak gibi duygularına hitap ederek para kazanma amacıyla yapılan filmlere verilen genel bir addır. Sinemanın başlangıcından beri var olan Sömürü Sineması, “Mainstream” (Ana Akım) sinemaya alternatif ve karşı bir söylem getirmiştir.

Bu tarz filmlere Sömürü Sineması denmesinin nedeni seyirciyi etkilemek için kurallara ve sansüre meydan okuyan konuları işlemesidir. Standard dışı zevkler, ölçüsüz seks, uyuşturucu partileri, şok etmeye yönelik bol şiddetli ve kanlı sahneler Sömürü Sineması’ nın yaygın motifleridir. Bu filmler genellikle, star olmayan oyuncularla, düşük bütçelerle ve bağımsız olarak çekilirler. Bazen de filmler hakkında kötü bir ün yaratılarak reklamları yapılır.

Sömürü Sineması filmleri, 1930’larda Hollywood’un büyük film şirketleri tarafından uygulanan prodüksiyon kodunun (production code) yasakladığı her konuya el atmıştır:

Salgın hastalıklar, uyuşturucunun kötülükleri, kölelik, cinsellik ve çocuk sömürüsü vs. gibi. O yıllarda Amerika’daki uyuşturucu yasağı sebebiyle masum insanların uyuşturucuyla kirlenmesi ve deliliğe evrilmelerini konu alan filmler yapıldı. Bu filmlerin en ünlüsü 1936’da çekilen Louis J. Gasnier’ın yönettiği “Reefer Madnes” dır.

1970’lere gelindiğinde, sömürü filmlerinin ünü ve izlenme oranı Amerika’nın yanı sıra Avrupa ve Uzak Doğuya kadar yayılmıştı. Bu filmlerin sahnelerinde her türlü sapık, psikopat, canavar, kan, araba kazaları, erotizm ve küfürlü diyaloglar yer alır. Sömürü filmleri, ahlaki meseleleri kurcalamasıyla seyircide hem merak hem de tiksinti uyandırdığı için kendi cazibesini doğurmuştur.

Sömürü Sineması birçok alt türe ayrılabilir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

Siyah sömürü filmleri (Black exploitation): Afrika kökenli Amerika’lılara yönelik, siyahların oynadığı, kenar mahallelerdeki hayat tarzı, uyuşturucu ve fahişelik gibi konuların işlendiği filmler. Örnek: Melvin Van Peebles’in yazar, yönetmen, yapımcı, kurgucu ve hatta oyuncu koltuklarında oturduğu “Sweet Sweetback’s Baadasssss Song” (1971) filmi.

Seks sömürü filmleri (Sex exploitation): Bu filmler çıplak veya yarıçıplak kadınların yer aldığı uzun erotik sahnelerle doludur. Örnekler: “Scum of the Earth” (1963), “Lorna” (1964), “Kiss Me Quick” (1964), “The Immoral Mr. Teas” (1971).

Şok Filmleri (Shock exploitation): Seyirciyi şoke etmek amacıyla vahşi ve gerçekçi şiddet görüntüleri içerir. Cinayet, intihar, tecavüz ve ensest işlenen konulardan bazılarıdır. Örnekler: “The Virgin Spring” (1959), “Last House on the Left” (1972), “The Texas Chainsaw Massacre” (1974), “The Hills Have Eyes” (1977).

Motosiklet Filmleri (Biker Films): Seks ve şiddet sahnesinin olduğu motosiklet çeteleriyle ilgili filmler 1960’ların sonlarına doğru yayılmaya başlamış bir türdür. Örnek: “The Wild One” (1953), “Hell’s Angels on Wheels” (1967), “Satan’s Sadists” (1969), “Ghost Rider – Hayalet Sürücü” (2007).

Yamyam Filmleri (Cannibal Films): 1970’lerde başlayan bu tür sömürü filmleri bol kanlı, şiddet sahneleri içerir. Eski çağlara ait kabilelerin vahşi hayatlarını ve egzotik mekanları sergiler. “Cannibal Holocaust” (1980), “Cannibal Holocaust II” (1988).

Zombi Filmleri: Normal zombi filmlerini sömürü sinemasına uygulayan, kan ve çıplaklık kullanan filmlerdir. Daha ziyade İtalyan yönetmenler tarafından yapılmıştır. Örnekler: “Dawn of the Dead” (1978), “Zombi 2” (1979), “Zombi Holocaust” (1980).

Sömürü Sineması zamanla kendi estetiğini oluşturmuştur. Çok yakın çekimler, atlayan geçişler (jump-cuts), karakterin bakış açısını gösteren hayali görüntüler, siyah-beyaz veya yavaşlatılmış çekimler vs gibi. Bu filmlerinin seyirci kapasitesini gören Hollywood sonunda sömürü filmlerinin konularından ve teknik özelliklerinden faydalanmaya karar verdi. Amerika’da, 1968’de prodüksiyon kodu yeniden gözden geçirildi ve filmler değişik yaş guruplarına uygunluğu açısından 5 sınıfa ayrıldı. Yeni MPPA değerlendirme sistemine göre, bir zamanlar sadece sömürü sinemasına ve B filmlerine ait olan tabu konular ve şiddetli sahneler, 17 yaşın altındakilerin izlemesinin yasak olduğu X değerlendirmesiyle Hollywood filmlerine sızdı.

Sömürü filmleri prodüksiyon koduna uymadıkları için büyük stüdyoların dağıtım olanaklarından faydalanamıyorlardı.

Bu yüzden sömürü sinemacıları kendi dağıtım sistemlerini kurmuşlardı. Eski tiyatro binalarını sinemaya çevirerek sadece sömürü filmleri gösteren sinemalar oluşturdular. Bu yerlere “Grindhouse” deniyordu. 1980’lerde Hollywood’da büyük bütçeli filmlerin yapılması ve video’nun gelişmesiyle “Grindhouse” lar kapandı.

Stüdyo Sömürü Filmleri

Amerika’da MPPA sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra Hollywood’da kan, şiddet, erotizm ve küfür dolu filmler yapılmaya başlandı. Bu serbestlik ortamında John Schlesinger “Midnight Cowboy” u (1969), Stanley Kubrick “A Clockwork Orange” ı (1971), Sam Peckinpah “Straw Dogs” ’u (1971), Adrian Lyne “9 1/2 Hafta” yı (1986) çektiler.

Hollywood filmleri sömürü sinemasının konularını daha kabul edilebilir yumuşak bir biçimde, büyük bütçelerle ve sanatsal özellikleri de göz ardı etmeyerek kullanmaya başladı.

Örneğin Darren Aronofsky “Requiem for a Dream”, (2000) filminde 1930’larda popüler olan uyuşturucu filmlerinin özelliklerini kullandı. “The Blair Witch Project” (1999), “The Silence Of The Lambs” (1991) yamyam filmlerinden etkilenerek yapıldı.

Bazı sömürü filmlerinin yeni versiyonları da yapıldı. “The Texas Chainsaw Massacre” (2003), “Assault on Precinct 13” (2005), “The Hitcher” (2007).

Stüdyo sömürü filmlerinin, giderek daha karmaşık olay örgüleriyle, modern ve estetik bir sinematografi kullanarak kanlı şiddeti kitlelere kabul ettirdiğini görüyoruz. “Se7en” (1995), “Crash” (1996), “Fight Club – Dövüş Kulubü” (1999), “Irreversable” (2002), “The Dreamers” (2003), “Saw” (2004), bu filmlerden bazılarıdır.

Diğer yandan Quentin Tarantino sömürü sinemasından yararlanarak sinemaya yeni bir bakış açısı ve sanatsal boyut getirmiştir. “Reservoir Dogs – Rezevuar Köpekleri “, “Pulp Fiction – Ucuz Roman” ve “Jackie Brown”, “Kill Bill” filmlerinin yaratıcısı Tarantino bu türü çok seven bir sinemacıdır. Kendisini bir sanatçı olarak gören Tarantino şiddeti filmsel bir motif olarak kullanır.

Şiddet ögesini kendi tarzında başarı ile kullanan yönetmenlerden biri de David Lynch’dir “Blue Velvet – Mavi Kadife” (1986), “Wild at Heart – Vahşi Doğanlar” (1990), “Twin Peaks: Fire Walk with Me”  (1992), “Lost High Way – Kayıp Otoban” (1997) filmleri.

Sömürü sinemasının Mainstream’e karışmasıyla sinemanın yüz değiştirdiğini söyleyebiliriz. Önceleri, sömürü filmlerinin Mainstream’e karşı bir duruşu vardı. Mainstream sinema, toplumun ahlak kurallarını ve tutucu yaşam biçimini sağlamlaştırmak için çalışırken sömürü sineması buna ters olarak bütün gelenekleri yıkıp, seyirciye kuralların çiğnenmesinden kaynaklanan gizli bir zevk veriyordu.

Ve Sömürü Sineması yaptığı sömürüyü, Mainstream sinemasına göre daha açık ve dürüst bir şekilde ortaya koyabildiği için film dünyasına karşı eleştirel bir bakış açısı getirebiliyordu